Bir Kadın Gezginin Maceraları

Kategori: Blog

  • Tek suçlu İlkokul öğretmenim!

    Tek suçlu İlkokul öğretmenim!

    Eğitim, okul, bir öğretmen hayatımızda ne kadar önemli yer tutuyor olabilir? Geleceğimizin şekillenmesine ne derece yön verebilir? Benim hayatım şekillenmesinde en etkili olanlardan biri ilkokul öğretmenimdi. Onun adı Meliha Şahin’ di.

    5 yaşındaydım. Her sabah arkadaşlarımla sokakta ya da evde oyun oynayan yaramaz bir o kadar da haylaz bir çocuktum. Bir sabah uyandım kimse yok. Tüm arkadaşlarım gitmiş, yalnız kalmıştım. Herkes nerde? Okula gitmiş. Ben niye gitmiyorum? Daha küçükmüşüm.

    Ben anlamam okula gitmek istiyorum. Her gün ağla sızla, mutsuz dolaş dur etrafta. Sonunda annem ve babam beni alıp okula götürdü. Orası kafamda oyun yeriydi. Ailemin aklında da benzer şey vardı; oyun çocuğu sıkılır okulda. İki üç gün gitsin görsün vaz geçer…

    Okulun kapısında içeri girdiğimizde, bana sen burada bekle dediler ve merdivenlerden üst kata çıktılar. Okulun içinde bir sürü kapıların önünde kocaman bir koridorda bekliyorum onları. Birden zil çaldı, kapılar açıldı ve tüm çocuklar dışarıya çıktı. Önümdeki kapıdan bir kadın dışarı çıktı, yüzünde kocaman bir gülümseme ile. Bana baktığında gözlerini gördüğümde nedense yüzümde kocaman gülücükler açtı. Öyle sevgi doluydu ki bakışları… 5 yaşında ona bakarken ne mi düşündüm? Sanki annem bana bakıyor…

    Arkasını dönüp giderken annem, babam ve bir adam (o anda oku müdürü olduğunu bilmiyordum) indi merdivenlerden. O kadın ile konuşmaya başladılar. Ben öylece bakıyor ne oluyor diye anlamaya çalışıyordum. Kadın döndü ve yine aynı güzel gülümsemesiyle yanıma geldi ve dedi ki ‘ Ben senin öğretmenim ben. Adım Meliha Şahin. Ders başlıyor hadi bakalım sınıfa.’

    Annem ve babamın beni bekleme planları vardı hani ilk dakikadan sınıftan kaçarsam diye. Onlara tek değim; ‘Ben küçük çocuk muyum, ağlamıyorum, gidin siz tek kalacağım okulda.’ Nasıl korkabilir, nasıl ağlayabilirim ki? Öğretmenim bana öyle şefkat dolusu gözlerle bakarken, öylesi içten gülümserken…

    Açıkçası ne yapıyorduk derste hatırlamıyorum. Sadece öğretmenimi izliyordum. Bir gün, beş gün, on gün geçti ama ben hala her sabah bir heyecanla okula gidiyordum onu göreceğim diye. Belki teneffüslerde bir sürü yaramazlık yapıyordum ama derste sadece öğretmenimin gözlerinin içine bakıyordum.

    Harfleri, heceleri söktük, yavaş yavaş okuma yazma öğreniyoruz. Öğretmenimiz kartondan elma ağacı getirdi sınıfa. Üzerine kırmızı kartondan küçük elmalar astı. Her birinde tek tek adlarımız yazıyordu. Okuma-yazma öğrendikçe elmalarımızı bize verecekti. Bunu ilk söylediği zamanda küçücük bir çocuktum ama ne hissettiğimi hala dün gibi hatırlıyorum. ‘Öğretmenimin en çalışkan öğrencisi, en sevdiği öğrencilerden birisi olacaktım.’

    Bunları olmayı başardığımı biliyorum ama en yaramaz öğrencilerden birisi listesine de gireceğimi bilmiyordum tabi. 😉 Bunu nereden biliyorsun derseniz; hani arada anne ya da baba okula gelir öğretmen ile sohbet eder, veli toplantıları dışında, o zaman konuşurlarken duymuştum.

    Öğretmenim, benim için öylesi şefkatli öylesi akıllıydı ki. Ne sorsam hep cevap veriyordu her şeyi biliyordu o. Tahtada bir şeyler anlatırken onu dinlemek o kadar hoşuma gidiyordu ki. Her şeyin başında haylazlık düşünen ben, eve gittiğimde ilk işim ödevlerimi yapmak oluyordu. Ertesi günü öğretmenim defterleri kontrol ederken bana beş yıldız verip, gözlerimin içine bakıp aferin dediğinde her halde o dakika da benden daha mutlu birisi yoktu dünyada.

    O yıllarda sınıf öğretmenleri yeterli olmadığı için başka branşlardaki öğretmenleri de sınıf öğretmeni yapabiliyorlardı. Gerçekten öğretmenim ilkokul öğretmeni miydi yoksa bir matematikçi miydi? Bu kısmını hatırlamıyorum ama şu anda ana branşım Matematik dese sanırım hiç şaşırmam.

    Tahtada matematik anlatırken sanki başka bir öğretmen varmış gibiydi sınıfta. O, genelde birçok kişinin sevmediği, matematik dersini anlatmıyor biz çocuklara yeni bir oyun öğretiyordu. Sayıları al, oradan oraya koy, birini al ötekine çarp diğerine böl, üst üste koy bir süre olsunlar, tek tek çıkart küçülüversinler. Ne kadar eğlenceli değil mi? Öğretmenim anlattı hepsini basit bir çocuk oyunuymuş gibi. O yüzden de matematik öğrenmek benim için sadece bir oyundan ibaret oldu tüm okul hayatım boyunca.

    5 yaşında ilk kez sınıfa onunla girerken, o çocuk duygularıma onun için ilk düşündüklerim; şefkat dolu, gözlerinin içi parlayan, yüzünde kocaman harika gülümsemesi olan biriydi. 10 yaşında ilkokuldan mezun olurken onun için hissetlerime bir iki şey daha eklenmişti; çok güçlü, istediği her şeyi başarabilecek bir kadın benim öğretmenim.

    Sevgili öğretmenim Meliha Şahin, ben dünyanın bir yerindeyim ve senin nerede olduğunu bilmiyorum. Böyle bir öğretmen olduğun için sonsuz teşekkür ediyorum.

    Öğretmenim olduğun için bana sevmenin sevilmenin, okumanın öğrenmenin değerini gösterdiğin, paylaşımcı ve merhameti olmayı öğrettiğin için (ki bunları sevgili ailemde bana öğretiyordu ama dışardan birisinin- eğitimin içinde olan birisinin de bunları farklı bir bakış açış ile anlatıyor olması başka bir şey), daha o yaşlarda beni araştırmacı ve meraklı yaptığın, matematiği ve okumayı böylesi sevdirdiğin için önünde saygıyla eliyorum, ellerinden öpüyorum sevgili öğretmenim Meliha Şahin.

    Sevgili ilkokul öğretmenim ardından adını hayatım boyunca unutmayacağım bir başka öğretmenim oldu, Uğur Sağlam.

    Bu iki özel kadın benim üniversite tercihimde de bugün dünyanın bir tarafında keşfetme ve öğrenme arzu ile motosiklet tepesinde oradan oraya tekerlerimi döndürmemde de ailemden sonra en etkili kişi oldular.

    Uğur Sağlam kimdir?

     

  • 21 GÜN DAKHLA’ DA ÇADIRDA YAŞAM VE DOĞA BİZE NE ÖĞRETTİ?

    21 GÜN DAKHLA’ DA ÇADIRDA YAŞAM VE DOĞA BİZE NE ÖĞRETTİ?

    1. BÖLÜM İçin Tıklayın…

    2. BÖLÜM

    Her gün açılan bir ipi yeniden bağlamakla, yerinden oynayan taşı düzelmekle, mutfak tezgahına doluşan kumları temizlemekle uğraşmaktan söylenip duruyorduk ilk başlarda. İyi de neye söyleniyorsun ki? Şu an için gidecek başka bir yer, yapacak başka bir şeyin var mı? O zaman söylenmeyi bırak. İş paylaşımı yap. Yaptığın şeyle mutlu ol. Yoldan topladığın şeylerle kendine bir ev yapmaya çalıştın ve bak iyi kötü işe yarıyor. Ufak tefek aksaklıklar olacak tabi. Her geçen gün daha sağlam bir şekilde yeniden yapmayı öğreniyorsun. Bence bununla mutlu olmalısın. 10 gün sonra artık yaptığımız şeyleri yeniden düzeltmekle uğraşmıyorduk. Sadece kum fırtınası nedeni ile taşların üzerinden kalkan kumları yeniden koyuyorduk. 15 günün sonunda artık bunu da yapmıyorduk. Çünkü başka bir şey daha öğrenmiştik. Kumları sulamak! Evet rüzgar kumları uçuyor değil mi? Kum ıslanınca sertleştiğine göre rüzgar onları bizim taşlarımızın üzerinden alıp götüremez artık. 🙂

    "d</p

    Çadırda yaşıyor olmak derli toplu ve temiz olmaktan vazgeçmek değil. İyide kumun içindeyken her an esmeye başlayacak rüzgar ile çadırda ne varsa kum olacak yeniden. 2 saat önce temizlediğin çadır bir anda kum içinde kalabiliyor. Söylenip öfkelenmek, surat asmak ne işe yarıyor? Yine sen temizliyorsun yine sen topluyorsun. Nerde yaşadığını unutma, çöldesin! Eğer kum yoksa etrafında sorun var demektir. 🙂 Söylenmek yerine çare ara bence… Eşyalarımız daha az yer kaplasın diye kullandığımız iki tane sıkıştırma torbalası vardı. Motordan dururken bir işe yaramıyorlar nasılsa şu anda dedik ve çadıra getirdik. Birisine uyku tulumlarını koyup diğerine gece yatarken giydiğimiz ve çadırda kullandığımız kıyafetleri koyup kapatmaya karar verdik. İşe yaradı mı yaradı. 3. Gün sabahı alışmıştık bile. Kıyafetleri değiştir katla içine koy, çadırın bir kenarında dursunlar. Gel bakalım kum fırtınası artık eşyalarımızın arasına süzülemezsin…

    camping-on-the-desert

     Kıyafetlerde uyku tulumları da küçülünce çadır pek bir büyüdü. Kum fırtınası çıktığında çadırın içinde kullandığımız alan genişledi genişlemesine ama saatlerce yerde oturmak zorunda kalmaktan pek mutlu değildik. Sabah kahvaltı etmekte zorlandığımızda, öğlen doğru düzgün yemek yiyemediğimizde, yerde otururken kumlarla boğuşmaktan bunaldığımızda bazen çaresiz hissediyorduk ve soruyorduk birbirimize ‘’burada ne yapıyoruz? Kalkıp gitsek mi?’’ Bu düşünce bize bir şeylere yenik düşmüşüz hissi veriyordu ay zamanda. Ne yapsak derken aklıma bir fikir geldi ama denemeden Ferry’ e söylemek istemedim. Biz matlarımızı zaman zaman dışarda rahat oturmak için koltuk haline getiriyorduk. İyi de bunu neden çadırın içinde yapmıyoruz ki? Motosikletten matların sandalye çubuklarını aldım. Matları sandalye haline çevirdim ve baktım ki gayet güzel görünüyorlar ve rahatlıkla çadırın içinde oturulabilecek durumdalar. Ferry’ i çağırdım sana sürprizim var diye. Görünce hem çok şaşırdı hem de çok mutlu oldu. Elimizde neler olduğunu ve onlarla neler yapabileceğimizi tekrar tekrar düşününce kendimizi mutlu edecek bir şeyler yaratacağımızı görmüş olduk. Gün içinde çadırda mahsur kalmak bizi mutsuz etmemeye başladı. Rahatlıkla kahvaltımızı edip, oyun oynamaya, kahve içmeye başladık…. Hatta geceleri çadır bir anda sinema odasına döndü. Sandalyelere kuruluyoruz. Motosiklette kullandığımız depo çantalarını da üst üste koyup masa yaptıktan sonra. Tablet’ i yerleştir, filmi aç ve keyfine bak…

    kamp ve çadır hayatı

     Gün içinde çadırda oturmak eğlenceli oldu olmasına da kapı pencere kapalı en üst katta yazın sıcağında oturur gibisin içerde. Bir süre sonra yandım diyorsun. İç kapıları açsak sadece sineklikler kum tanelerini tutmaya yetmiyor. Başlarda sıkı sıkı kapalı tuttuk fermuarları da ne oldu? Her kum fırtınası sonrası temizledik mi içeriyi? Hatta ara ara gelen kum fırtınası yüzünden günde 2-3 kere temizlemeye kalkmadık mı çadırı! Yahu arkadaş çölde kumdasın. Kapıyı kapatsan da açsan da başa çıkamazsın. Nefes nefese kalmak, terlemek daha mı iyi? Dışarı çıkınca kum daha beter vücuduna yapışıyor. 🙂 Ve sonunda dedik ki; Aç arkadaşım girsin kapıdan bacadan o minicik tanecikler yatmadan önce çıkartırız her şeyi dışarı içeriyi bir kerede temizler, yerleştirir ve uyuruz. Ne mi oldu? Dediğimizi yaptık ve bununla eğlenmeye başladık. Surat asmak yerine gülmeye başladık. Ne de olsa artık sıcaktan içerde bunalmıyoruz.

    kampta-temizlik

     Bazı geceler tuvalete gitmek için uyandığımda bir bakıyorum uyku tulumumun üzeri kumlarla kaplı. Nasıl olduğunu çözemiyoruz bir türlü. Tamam artık kumla, rüzgarla ve fırtınayla savaşmamayı aksine eğlenmeyi öğrendim ama o kumlar kıyafetinin içine girip eline yüzüne değdiğinde gece uyurken rahatsız ediyor insanı. Sinek ısırıyormuş gibi geliyor bir de sürekli kaşındırıyor. İşte bu kısım gerçekten bana fazla. L Ferry’ nin tarafında hiçbir şey yok. Kesin bana garezi var bu kumların. J Ferry rüzgar korumalıkları ve mutfak tarafında uyuyor. Adı üstünde koruma! Dedektif gibi gece yarısı, uykumuzdan uyanıp, elimizde fenerler bekliyoruz. Nerden içeri sızmaya çalışacak arsız kum diye…..Ben açık kalan taraftayım. Hem rüzgarla yerden kalkan kumlar hem de rüzgarın çölden getirdiği kumlar havada uçuşurken çadırın yanlarında yer alan pencere deliklerinden içeri girdiklerini keşfettik. Pencereyi kapattık. Yere çadırın etrafına şişleri yerleştirip rüzgarla çadırın rüzgarlığının havalanmasını engelledik ve her gece bahçe sular gibi çadırın etrafını sulamaya başladık. Sevgili Doğa, seninle savaşmayacağız seninle yaşamayı öğreneceğiz. Bak sen bizi bunaltıp kaçırmak için her yolu deniyorsun biz de inadımız inat, kaçmak yerine seninle beraber mutlu bir şekilde yaşamayı öğreniyoruz. 🙂
    gezerken çadırda yaşam

    Tabi tüm bu yazdıklarımdan sonra yemek konusunda ne yaptığımızı merak eden var mı? Rüzgar sorun değil ama kum fırtınası varsa gerçekten sıkıntı. Önceleri bayağı zorlanıyorduk. Çünkü yemek yapmaya çalışırken malzemeleri kumdan koruyabilmek o kadar kolay değil. Ve yemek yerken ağzında kum tanelerinin dolaşıyor olması en güzel yemeği bile keyifsiz hale getirebiliyor. Buna çözüm üretmek daha kolay oldu bizim için. Kum fırtınası olmadığı anda yemekleri beraber yapmaya başladık. Bazen sabahtan hem öğlen hem de akşam için yemekleri hazırlıyorduk. Tencereleri çadırın ön tarafına yüklük bölümüne koyuyorduk, plastik poşetlerin içinde tabi. 🙂 Acıktığımızda hala kumlarla sorunumuz olsa bile Ferry ya da ben dışarı çıkıp ocağı açıp sadece tencereyi üzerine koyup ısınır ısınmaz çadıra getiriyorduk .
    camp-kitchen

    Tüm bu yazdıklarımı doğada çadır ile yaşamayı öğrenmek üzerine…. Tüm bunları yapmayı öğrenirken farkında olmadan birbirimizle sürekli çatışmak yerine daha uyumlu çalışmayı, daha üretken olmayı ve birbirimize karşı daha anlayışlı ve sabırlı olmayı öğrendik.

     Bugüne kadar gezerken her şeyi tek başına yapmaya öyle alışmışım ki Ferry yardım etmek istese hayır diyordum. Bir şeyi yapmaya başlasa çok yavaşsın ver ben yapayım diyordum. Tabi tüm bunlar benim iyi bildiğime inandığım şeyler için geçerli J Onun iyi bildiği bir şey ise ben yakanına bile yanaşmıyordum.

     15. günün sonunda mutfakta Ferry bezelye ayıklayıp patatesleri doğrarken ben tencerede eti kavuruyordum. Ben çamaşırları yıkarken Ferry yıkadıklarımı durulayıp asıyordu. Ben çadırı temizlerken Ferry uyku tulumlarını havalandırıp matları temizliyordu. Tahtalar yerinden oynadıysa birini o yapmaya çalışırken diğerini ben halletmeye çalışıyordum. Su almamız gerekiyorsa Ferry tek başına yürümüyordu artık. Onunla beraber gidip yardım ediyordum. Yemeği ben yaptıysam arkamı döndüğümde Ferry’ i bulaşıkları yıkarken buluyordum. Dakhla’ ya alışverişe giderken artık eksikler listesini beraber hazırlıyorduk. Pek çok şey için sen bunu yap ben bunu dememize gerek kalmadan iş paylaşımı yapıyorduk. Kim ne de daha iyiyse onu yapsın demedik. Kim öğrenmek istiyorsa, diğerimiz sabırlı olup beklemeyi, öğretmeyi, zamanları ona göre ayarlamayı öğrendik.

    motosiklet-ile-gezi

     Sanırım beraber motosiklet ile koca bir dünya turuna şimdi gerçekten hazırız. Artık yola devam etme zamanı. Bir sonraki durak Marutanya. Bakalım Afrika bize daha neler öğretecek?

     Kısacası; 21 gün aynı noktada çadırda yaşamak ve doğanın her koşuluna ayak uydurmaya çalışmak; bize neler yapabileceğimizi nasıl daha mutlu olabileceğimizi, daha önce tecrübe etmediğimiz zorluklarla nasıl başa çıkmamız gerektiğini ve en önemlisi birbirimize karşı daha anlayışlı olmayı öğretti.

     

  • Neden 21 Gün Boyunca Aynı Yerde Çadırda Yaşamaya Karar Verdik?

    Neden 21 Gün Boyunca Aynı Yerde Çadırda Yaşamaya Karar Verdik?

    1.BÖLÜM

    ”Gittiğin her yerde kamp yapmak, doğa ile baş başa olmak her zaman kulağa hoş geliyor, peki çadırda yaşamaya başlarsan da aynı şeyi hissedebilir misin?”

     Sırt çantalı gezilerimde zaman zaman kamp yapıyordum. Ferry ile motosiklet yolculuğuna başladığımızdan bu yana 6 ay geçti ve yolculuğumuzun %80’ nini kamp yaparak geçirdik. Afrika kıtası yolculuğuna başladığımızdan bu yana da neredeyse hiç hotelde kalmadık. Yolda kamp alanlarına girip çadır açmak ya da bir yeri beğenip bir iki gün kamp kurmak ile günlerce aynı yere çadır açıp orası evinmiş gibi yaşamanın ne kadar farklı olduğunu gördük. Hele yaşamak için seçtiğin yer rüzgarı ve kumu ile Batı Sahara’ nın Dakhla bölgesi olursa….

     Buraya ilk geldiğimizde 2-3 gün kalıp ayrılmayı planlıyorduk ama Marutanya vizesinin fiyat ve kurallarının 2-3 hafta içinde değişeceğini öğrenince acaba kalsak mı diye konuşmaya başladık. O kadar uzun süre nasıl kalabiliriz diye düşünmeye başladık. Çünkü burada rüzgar çok güçlü ve ne zaman nerden eseceği belli değil. Belki okyanus kenarındayız ama günün sonunda hala çöldeyiz. Günlerce nerede yemek yapacağız? Nerede oturacağız? Çadırı ve kendimizi kumdan, rüzgardan, yağmurdan….nasıl koruyacağız? Üstüne üstelik ilk iki gün rüzgarla bayağı boğuşmuş ve çoktan yorgun düşmüşken…

    oneroadoneworld

    Bir karar vermemiz gerekiyordu. Dedik ki; ‘’Burayı bir okul kabul edelim. Doğayla savaşmayı değil barışık yaşamayı öğrenelim. Birbirimizle çatışmak yerine nasıl uyumlu çalışacağımızın yollarını bulalım. Her kötü duruma ayak uydurmaya ve üstesinden gelmeye çalışalım. En önemlisi birbirimizi daha iyi tanıyalım ve limitlerimizi görelim.’’

    bati-sahara-kamp-alanlari

     İşte 21 gün aynı noktada çadırda yaşama maceramız böyle başladı.

     Yapmamız gereken en önem şey çadırımızı daha doğrusu evimizi rüzgardan daha iyi korumanın yollarını bulmaktı. İlk zamanlar işin kolayına kaçtık ve karavanlardan yardım isteyerek, onlardan ödünç aldığımız tahta sopalar ile çadırın altına sermek için kullandığımız brandayı çadırın önüne açtık ama 2 metre bizi rüzgardan korumaya yeterli gelmedi. Şehirden bambu, branda, sopa…vb. neye ihtiyacımız varsa bulup alabileceğimizi söylediler. Hesapladık, hepsi toplam 25-30 EUR civarında bir para yapıyordu. Düşünmeye başladık ama parayı değil! ‘’Ya yakınımızda şehir olmasaydı ya cebimizde beş kuruş olmasaydı ne yapardık?’’

     Aklımıza çocukken okuduğumuz Robinson Cruose tarzı kitapları geldi hemen ve kumsalda, ya da çölde adına ne dersen, uzun bir yürüyüşlere çıkmaya başladık. Diğer kamplardan ya da balıkçılardan kalma neler var bakalım diye. İşe yaradı!

     İlk topladıklarımız ancak minik mutfak yapmamıza, bulduğumuz kartonlar ise ocağa kum gelmesini engelledi. Aradığımız şeyleri toparlamamız 2-3 günümüzü aldı. Tabi ki her şeyi kafamızda ki gibi bulamadık ama günün sonunda elimizde bambular, muşamba, tahta parçaları, balıkçı ipleri ve boş 5 lt. şişeler vardı. Bir taraftan topladıklarımıza bakıyor diğer taraftan kendimize gülüyorduk; Bıraktığımız evlerimize, yaşamlarımıza bir bak birde şimdi yaptıklarımıza….

    kampta-mutfak-nasil-yapilir

     Hemen küçük ve önemli bir not eklemem lazım: Burada rüzgar üç yönden esiyor. Kuzeyden gelen esinti okyanustan gelen rüzgar demek. Kum fırtınası yok ama soğuk hava dalgasının var. Doğudan eserse biraz daha şanslısın ki çok nadir şansın yaver gidiyor. Hava soğuk değil ve kumlar havada dans etmiyor. Rüzgar yönünü güney doğuya mi çevirdi? Vay haline. Hava sıcak. Olmasına sıcak ama kum fırtınası yolda demek. Çünkü rüzgar çölden geliyor. Bu söylediğimi lütfen filmlerden gördüğümüz kum fırtınası gibi düşünmeyin. Göz gözü görüyor J Rüzgar sörfü gibi aktivitelere meraklıysanız, kıyafetleri giyip vücudunuzu kumdan koruyup birde gözlükleri taktınız mı en keyifli zaman sizin için başlıyor demektir. Ama ağzınızı açarken dikkat edin sonra kum taneleri günlerce ağzınızın içinden çıkmamakta inat ediyor. 🙂

    kum-firtinasi

     Tabi bizde tüm bunları öğrendikten sonra bulduğumuz tüm malzemeler ile kendimizi biraz doğu biraz da güney doğu yönünden koruyalım dedik. Ve yapacağımız rüzgar korumalığının hemen arkasına da minik bir mutfak kurmaya karar dedik. Çünkü kum üzerinde yemek yapmak zor. 🙁 Bir şekilde yemeğin için tuz tanesi gibi girmeyi başarıyor namussuzlar. Tabi tüm bunları yapmak demek daha önce yaptıklarımızı sökmek ve her şeye sıfırdan başlamak demekti. Ama başka şansımız yoktu. Çünkü kuzeyden esen rüzgarın bir iki güne kadar yön değiştireceği haberi gelmişti çoktan.

    cadir-ruzgardan-nasil-korunur

     Elimizde ne varsa topladık, koyduk önümüze. Yapacaklarımızı planladık ve başladık evimizi yapmaya. Tahtaları diktik, aralarına bambuları bağladık. Muşamba ve brandayı bağladıktan sonra bulduğumuz ipler ve taş yardımı ile tahtaları sabitledik. Tabi taşları kumda açtığımız çukurların içine koymayı ve üzerlerini yeniden kum ile kapatmayı unutmadık. Daha önce kamp yaparken yapmış mıydık böyle bir şey? Hayır. Hayatımızda daha önce çit gibi bir şey yapmayı bile denemiştik. Ama macera filmleri seyretmeyi sevmek çok şey öğretiyormuş.:)

    Bulduğumuz şişelere kum doldurup masa ayakları yaptık ve tahta parçalarını üzerine koyarak, iplerle sabitledik. Böylece mutfak tezgahımızda hazır oldu.

    kamp-mutfagi

    Çadırı da ipler ve taşlar yardımı ile iyice bağladık. Yanımıza Afrika yollarında mola verdiğimizde güneşten korunabilmek için aldığımı deniz şemsiyesini de açtık. Şemsiye dediğime bakmayın kendisi yarım çadır resmen. Güneşten korunmaktan için değil, rüzgar ve soğuktan korunmak için kullandık kendisini.:)

     Bu kadar uğraştan sonra çadırımızda yaşamaya başlayınca neler öğrendik? Beraber uyumlu çalışabildik mi?

    2. BÖLÜM için tıklayın….

  • Avrupa’ dan Afrika Kıtasına Yolculuk Değil Aklımızdaki….Motosiklet İle Dünya Turu!

    Avrupa’ dan Afrika Kıtasına Yolculuk Değil Aklımızdaki….Motosiklet İle Dünya Turu!

    ‘’Hayatında hiç motosiklet sürmediysen, hatta nasıl bir şey olduğunu bile merak etmediysen, Nordkapp’ ta Cape2Cape’ te, Avrupa’ dan Afrika’ ya motosiklet ile yolculukta, sana hiç bir anlam ifade etmiyordur eminim. Peki birisi bir anda hayatına girip tüm anlamları değiştirebilir mi? ’’

    dunyayi-motosikletle-kesfet

     Yıllardır aklımda hayalimde olan şey alıp başımı gitmek ve dünyayı karış karış kendi gözümden keşfetmekti. Sonunda, yaklaşık 3 yıl önce, aldım sırt çantamı düştüm yollara. Nadirde olsa fırsat buldukça çalıştım. Onun dışında dünyayı tanımakla meşguldüm.

     İlk durak Latin Amerika’ ydı. Orta ve Güney Amerika’ da gezmedik yer bırakmadım kendimce.:) Ama zaman zaman gitmek istediğim yerlere ulaşım aracı bulmakta zorlandığımda, sırt çantam ağır geldiğinde ya da çok güzel dağ yolları gördüğümde aklımda gelen hep tek bir şeydi. Neden bir motosikletim yok!

     Motosiklet hayalim nasıl başladı ve bitti daha önce paylaşmıştım ( merak edenler tıklayabilir 🙂 ). Aklımda gezmek için ikinci kıta olarak Afrika vardı. Ama batıdan güneye ordan da doğuya karış karış sırt çantası ile Latin Amerika’ da olduğu gibi rahat gezilecek bir kıtadan bahsetmiyoruz. Durum böyle olunca motosiklet tutkum daha bir tavan yaptı. Araştırmalara başladım. Sevgili kardeşim ile defalarca neyi nasıl yaparım diye konuştuk. Doğu Afrika’ dan başlasam duruma göre devam etsem nasıl olur? İyi de bunu yaparsam motosiklet ile dünya turu yaparım ki… başladı binlerce fikir dolanmaya kafamda. Tabi birde bu kadar şeyi yalnız mı yapacağım? Hayatı, iyi-kötü, güzel-çirkin, macera… ne varsa kimseyle paylaşamayacak mıyım?

     Tam bu sorular kafamdayken her şey olacağına varır diyerek aldım başımı Asya’ ya gittim. Ve Ferry hayatıma dahil oldu. Ona hayallerimden, yapmayı planladıklarımdan ve endişelerimden bahsettim. Bana Afrika’ ya gitmelisin hayalin olan dünya turunu yapmalısın hem de motosiklet ile yapmalısın dediğinde şaka yaptığını düşünmüştüm çünkü yanı başımda duran da hayatında daha önce motosiklete binmemiş olan da O!

     Mayıs (2016) ayında hayatında ilk kez motosiklet üzerine oturduğunda; Debriyaj nerde? Vites nasıl atılır? Motor nasıl çalıştırılır? Gaz verirken nelere dikkat etmeli? diye gösterirken gözünün içine bakıyordum acaba nasıl hissediyor diye 🙂

     8 saatlik motosiklet deneyimizin ardından Hollanda’ ya gidip zorunlu 10 saatlik eğitimini tamamladı ve ben 20 haziranda (2016) motorumu almaya giderken Ferry’ den 3 aşamalı ve zorlu motosiklet sınavlarından sonuncusunu da verdiği haberi geldi. Bu güzel haber yeterli mi sizce ben motosikleti almak için Noter’ e gitmişken? Tabi ki hayır! Honda CRF 250L siparişi verdiğini ve bir hafta içinde teslim alacağını söyledi. Ne tesadüf değil mi bende Honda CRF 250L almıştım zaten 🙂

    motosiklet-surmeyi-ogren

     Haber harika olmasına harika ama birisi ‘’0’’ tecrübeli diğeri 10 yıldır motora binmemiş. Motosiklet ile Afrika nasıl olacak? Afrika’ ya gitmeden önce biraz tecrübe edinmemiz, yolları tanımamız, eksiklerimize bakmamız ve kendi limitlerimizi görmemiz lazım. Bunu en kolay ve hızlı bir şekilde nasıl yapabiliriz? Avrupa’ da gezerek!

    Ben yıllarca zaten Avrupa’ da gezdim durdum, bir daha aynı yerlerden geçmek ve bunun için de para harcamak istemiyorum ama en güzel alternatif bu L O zaman hedefimiz North Cape diğer adı ile Nordkapp olsun. Ne de olsa motosiklet ile yoldayız. Ardından rotada Afrika kıtası doğal olarak Cape Town var. Birçok motosikletçinin hayali CapetoCape (Cape2Cape) rotasını yapabilmek. Hedefimiz bir onda bir basamak daha ve Cape2Cape oldu. 🙂

    motosiklet-ile-nordkapp

     Ferry ile konuşuyoruz çaktırmayalım kimseye önce bir Avrupa yapmayı başaralım. Baktık oldu ardından Afrika’ ya gidiyoruz deriz kendimize. Afrika’ yı geçtik mi? O zaman motosiklet ile dünya turundayız deriz yolumuzu Asya’ ya çeviririz.

     Anlıyacağınız Nordkapp’ da, Cape2Cape’ de bahane biz motosiklet ile dünyayı keşfetmek için tura çıktık!

     Tabi bunu yazıyı yazdığım sıralarda biz, ilk kıtamız Avrupa’ da 135 günde 22 ülke ve 20.000 km yaptık, bitirdik. Şu anda gemideyiz. Afrika yolculuğumuzun başlayacağı ilk ülke Fas’ a gidiyoruz.:)

    motosiklet-ile-dunya-turu

  • Neden Motosiklet ile Yolda Olmak!

    Neden Motosiklet ile Yolda Olmak!

    Merak ettiğiniz sorular nelerdi? 🙂 Motosiklet hayali nasıl başladı? Nasıl motosiklet alıp yollara düştüm? Neden motosiklet ile uzun yollara ara verdim? Neden bugün yeniden motosiklet rotası?

    Motosiklet ile north cape

    ”Top Gun’‘ filmini bilmeyen yoktur sanırım. İşte bu filmiden bir sahne, ki tahmin edersiniz, beni motosiklet ile tanıştırdı. Ardından kaç kere izledim hatırlamıyorum. Tekrar en son 3 önce izledim, itiraf edebilirim. Orada beni öylesi etkileyen  şey neydi bilmiyorum. Motosikletin verdiği özgürlük hissi mi? Yoksa motosiklet ve sürücüsüne aşık olmak mı?  Ne de olsa çok küçüksün hayal dünyası çok farklı o dönemlerde 🙂

    Yıllar geçti belki ama o tutku hiç tükenmedi. Kendimi 2006 yılında motosiklet kursu ile telefonda konuşurken buldum. Kurs bana detayları verdikten sonra aramızda böyle bir konuşma geçti :

    Kurs : ” Merak etmeyin çabuk öğrenir ve ehliyet alırsınız. En önemlisi denge. Hepimiz çocukken bisiklete biniyoruz o yüzden skıntı olmaz.

    Ben : İyi ama ben hayatımda hiç bisiklete binmedim ki!

    Kurs : Pardon anlamadım! Hiç bisiklede binmeden motor sürüp ehliyet mi alacaksınız?

    Ben : Niye olmasın. Denge önemli dediniz. Ben gayet dengeliyim.

    Ve kursa yazıldım. 7-8 saat verdikleri dersin ardından sınava girerek 17 Mart 2006 yılında A2 motosiklet ehliyetimi aldım. Neden tam tarihi yazdım dersiniz? Çünkü ilk motosikletim CBF 250‘ nin trafiğe çıkış tarihi 15 Mart 2006  🙂

    İlk motosikleti sürerken biraz korku olacak:)
    İlk motosikleti sürerken biraz kotku olacak:)

    Daha 250 km yol yapmıştım ve evin önünde dönüp durmaktan sıkılmıştım bile. Ama kimse benimle yol yapmak istemiyordu, ne de olsa acemisin! Internette gezinirken SüperEva‘ yı buldum. Hemen yazdım onlara durumumu anlattım. Hayallerimi söyledim. Bana dönüş yaptıklarında dünyalar benim olmuştu. İzmit’ e gezileri vardı ve birçok rider o gezide olacaktı. Hem güvenli sürüş hem de birebir riderlar ile birebir olabilme şansı, şaka gibi. İnanılmaz keyifli bir yolculuk yaptım SüperEva ile. Tabi benim için öyleydi, sevgili riderlarım ne düşündü bilmiyorum. 🙂 Sonrasında da birçok rotamı onlar nereye ben oraya şeklinde yaptım. SüperEva, o gün bana böylesi destek vermeseydi sanırım bugün Cape2Cape hayalini kuramazdım. Tabi bu yolculuklarda sevgili kardeşimi unutmamak lazım. Çünkü biz aynı kurstan eğitim aldık ve beraber sınava girdik. 🙂 Birçok rotayı beraber yaptık. Ama merak etmeyin! çocukken onun en sevdiği şeyler bisiklet, kaykay, paten…. oldu hep.

    Teşekkürler SüperEva
    Teşekkürler SüperEva

    Türkiye içerisinde yaptığım uzun yollar  ve aldığım eğitimlerden sonra çok daha konforlu F 650 GS’e merhaba dedim. Koltuğu ayrı konforlu sürüşü ayrı. ABS’ de cabası! 🙂 Artık kim tutar seni ver elini Avrupa. Yunanistan ve Bulgaristan sınır kapısı İstanbul’ dan ne kadar uzak ki!  Birde ordaki yolların çok daha güvenli olduğunu düşünürsen…

    Yolda olmayı çok sevdiğim gibi, ”Hayat paylaştıkca güzel” sözünün ne demek istediğini de bir kez daha görmüş oldum. Motosiklet anlamı benim için, yanlız başıma çıktığım özgür yolculuklardan ziyade,  aynı hayalleri ve duyguları olan, hayata aynı şekilde bakan insanlar ile yolları ve özgürlüğü paylaşabilmek oldu.

    Yunanistan

    Zaman içerisinde iş yoğunluklarının artması, sevdiklerim ile yola çıkacak zamanları denk getirememek ya da farklı rotalardan keyif almaya başlamakla beraber uzun mesafler azaldı, kısa mesafeler ise keyif vermemeye başladı. Ve bu tutkuyu biraz rafa kaldırmam gerekti. Sonrasında arkadaşlarımın motorlarını ödünç alarak, imkanım oldukca gezilerde motosiklet kiralayarak gezmeye çalıştım.

    Hawaii' de hangi motosiklet kiralanır? :)
    Hawaii’ de hangi motosiklet kiralanır? 🙂

    2014 yılında, Latin Amerika için yola çıkarken öyle çok istedim ki motosikletim ile yolda olmayı. Ama bilmediğim bir kıta, aylar sürecek bir yolculuk, sürekli söylenen tehlikeli sözleri beni plandan uzaklaştırdı. Ne yapalım diyerek aldım sırt çantamı alarak düştüm yollara 🙂

    Hayat paylaştıkca güzel dediğime göre tahmin edersiniz ki yola yanlız çıkıyor olsam bile hep yol arkadaşlarım oldu. Öyle güzel şeyler paylaştık ki beraber. Bugün bile birçoğu ile sürekli mesajlaşıyorum ve konuşuyorum.

    Endonezya Tana Toraja' da motosiklet sürmek ayrı bir keyif
    Endonezya Tana Toraja’ da motosiklet sürmek ayrı bir keyif

    Ama en son Endonezya’ da motosiklet kiralayarak doğanın güzellikleri arasında gezmeye başladığımda, içimde bastırdığım bu tutkunun ne kadar büyümüş olduğunu gördüm. Dışarı çıkmayı bekleyen kocaman bir canavar gibi!  Kaza yapmış, kaburgalarımı çatlaşmış olmama rağmen içimdeki ses durmadan ” motosikletle yolda olacağım” isyan etmeye başladı. İyi ama yanlız yolda olmak istemiyorum ben, bu böyle olmaz şu şöyle olmaz diye içimdeki bu haykırışı bastırmaya çalışmış olsamda  bugün yollara düşüyorum. Hem de 5.000-10.000 kilometrelik bir yol değil planladığım. İstanbul’ dan yola çıkarak en kuzeye Nort Cape e çıkıp ardından Afrika kıtasına güneye  Cape Town’ a gitmek hayalleri ile!

    Hani delidir ne yapsa yeridir misali!

    Peru Paracas Parkı
    Peru Paracas Parkı

     

  • Bir Kadın Olarak Yalnız Mı Seyahat Etmek İstiyorsunuz?

    Bir Kadın Olarak Yalnız Mı Seyahat Etmek İstiyorsunuz?

    Seyahate çıkarken sadece valiz hazırlayıp yola çıkamıyoruz ne yazık ki… Çünkü yolda karşılaşacağımız zorlukları biraz olsun azaltabilmek için öncesinde iyi bir hazırlık yapmamız gerekiyor. Bir ülkeye gitmeden önce dikkat edeceğimiz her husus bize biraz daha güvenli bir seyahat sağlıyacaktır. Seyahate çıkmadan önce neler yapmalıyız? bu yazı öncesi göz atmanızı tavsiye ederim.

    Gezilerimin pek çoğu yalnız yollarda geçiyor. Hem tek başına hemde kadın gezgin olunca yapılması gerekenler dikkat edilmesi gerekenler listesi uzuyor.

    Kadın gezgin olarak yanlız başına yaptığım seyahatlerden öğrendiklerimden ve gördüklerimden yola çıkarak bazı tavsiyelerde ve önerilerde bulunmak, bazı tüyoları sizlerle paylaşmak istedim. Bunları yalnız seyahat eden kadınlar ve gezginler için tehlikeli ülkelere giderken dikkat edilmesi gereken şeyler olarak düşünmeyin. Çok güvenli bir şehre gidiyor olsanız da göz atmanızda fayda vardır 🙂

    Yolda yalnız, tek başına bir kadın veya gezgin olarak seyahat ederken neye neden dikkat etmemiz gerekiyor?
    Gideceğiniz şehre bilet alırken varış saatinin geç olmamasına özen gösterin

    Özellikle ilk defa gidiyorsak ve saat geç olduysa otele gidecek ulaşım bulamayabiliriz. Her zaman gece gündüzden daha tehlikelidir.

    Birilerine adres sormanız gerektiğini tedbiri elden bırakmayın

    İlk adres konusunda yardım isteyeceğiniz kişiler polis veya güvenlik görevlileri olsun. Sonra etrafınıza bakın otel, restoran veya market görüyorsanız onlara sorun. Hiç birini bulamıyorsunuz yolda size güven veren birine sorun. En kötüsü biraz yürüyün kesin bir yer bulursunuz soracak 🙂

    Elbise ve takılara dikkat edin, mütevazi olun

    Dikkat çeken takılar, mücevher bulundurmayın. Gerçek ya da sahte gösterişli bir şey hırsızları alarma geçirebilir. Kıyafet konusunda da çok fazla dikkat çekmemeye biraz daha yerel görünmeye çalışın. O kadar da turist olduğunuzun anlaşılmasına gerek yok.

    Otelden çıkmadan tehlikeli bölgeler hakkında bilgi alın

    Ne kadar güvenli olduğunu düşündüğünüz bir bölgede de olsanız gitmek istediğiniz yerleri resepsiyona söyleyin. Herhangi bir yerin tehlikeli olup olmadığını sorun. Bazen bir yerden bir yere sokaklarda gezerken kendimizi bambaşka bir köşe başında buluruz. Yürüyüş rotamıza çok sabit kalmayabiliriz 🙂

    Güvenli şehir merkezlerinde kalmaya çalışın

    Toplu taşımaya yakın, karanlıkta bile rahat girip çıkabileceğiniz, kaybolduğunuzu düşündüğünüzde rahatlıkla adresin herkes tarafından bilineceği bir yer olması sizin için daha kolay olacaktır.

    Her daim tüm paranızı ve önemli evrakları yanınızda taşımayın

    Yolda her dakika size pasaport sorulmuyor. Fotokopisini alabilirsiniz. Bütün yolculuk için yanınıza aldığınız parayla da sokaklarda olmanıza gerek yok. Otelde kasaya bırakın ya da resepsiyona teslim edin.

    Tek başınıza toplu taşıma kullanmayın

    Arka sokaklara gidiyorsanız, karanlıkta toplu taşıma kullanıyorsanız, gideceğiniz yer uzakta ve siz yolundan emin değilseniz sizden başka yolcunun olmadığı bir aracı tercih etmeyin. Biraz bekleyip bir sonrakine binebilirsiniz. Aynı şekilde tıklım tıklım dolu olan toplu taşımalarıda tercih etmeyin. Geç olsun ama güç olmasın.

    Her ikram edileni emin değilseniz almayın.

    Bir parkta ya da çok az insanın olduğu yerlerde oturup birileri ile konuşuyor olabiliriz ama her ikram edileni almak zorunda değiliz. Ben Kolombiya’ da Minca Şelaleleri’ ne gittiğimde bir çift ile sohbet ediyorduk daha Güney Amerika gezimin ilk günleriydi. İki tatlı çocukları vardı. Bana yanlarında bulunan yöresel bir içeceği ikram ettiler, buz gibi o sıcak havada. Teşekkür edip almak istemediğimde güldüler. 5 minik bardağa koydular, çocukları ile içtikten sonra artık içebilirsin dediler. Ve dönüp bana ”Burası Kolombiya. Sende tek başına bir kadın. Çok doğru bir şey yapıyorsun. Güvenle iyi seyahatler” dediler.

    Yolda ya da bir şehri gezerken aptal turist gibi görünmeyin.

    Gezdiğiniz yeri hiç bilmiyor olabilir ya da o an için kaybolmuş olabilirsiniz ama size bakan herkesin bunu anlamasına gerek yok. Mümkün olduğunca turist gibi görünmeyin. Zaten elinizde kocaman bir fotoğraf makinesi ile durmadan fotoğraf çekiyorsanız ben turistim diyorsunuz 🙂

    Çantanız ve Elektronik eşyalarınıza dikkat edin.

    En son Santiago, Şili’ de başıma gelen kapkaç çalışmasından sonra bunu notu eklemem gerektiğini farkettim 🙂 Mümkün olduğunda iki elinizi her daim kullanabileceğiniz şekilde yürümeyi tercih edin. Kol çantası yerine minik sırt çantası tercih nedeni olabilir. Böyle arkaya değil önde kullanabilirsiniz ve fotoğraf makinası dahil herşeyi içine koyup istediğiniz zaman alabilirsiniz. Telefon ile konuşacaksınız telefon elinizde değil çantanızda olsun. Kulaklık ile konuşmayın çalışın. Santiago’ da telefonu kulağımdan alıp kaçmaya çalıştıkları için bunu yazabiliyorum 🙁 Artık heran yanımda kulaklık var.

    Gece dışarı mı çıkacaksınız

    Bir şehrin gecesi ışıklar yandığında bambaşka bir güzelliğe bürünür ve biz o halini de görmek isteriz. Ama gündüz gidilebilen her bölge gece o kadar güvenli olmayabilir. Veya bir restoranta, bara ya da gece kulübüne gidiyor olabilirsiniz. Muhakkak yer ve bölge hakkında bilgi alın.

    Guatemala‘ nın başkenti merkezde kalıyor olmama rağmen hava karardığı andan itibaren resepsiyon, otel binasından 100 metre bile uzaklaşmamı istedi. Sabah kaç tur attığım sokaklar bana yasaklanmıştı. Aynı şekilde Kolombiya‘ nın başkenti Bogota’ da gündüz gezdiğim şehir merkezi için 7 den sonra güvenli değil ama Zone-T bölgesinde sabaha kadar sokakta olabilirsiniz denmişti. Söz dinlediğimiz sürece başımıza birşeyler gelme olasılığını en aza indirebiliyoruz.

    Taksiye binmeye karar verdiğinizde

    Belki Avrupa’ da yoldan her geçen taksiyi durdurup biniyor olabiliriz ama tek başına yollardaysan ve bir kadınsan nerden nasıl taksiye binmenin güvenli olduğunu sorun. Mümkün olduğunda resepsiyonlardan ya da restorantlardan bu konuda yardım isteyin.

    Örneklerim hep benzer ülkelerden olacak ama bir kere birşeyi gördüğünüzde artık o tüm ülkelerde yanlız bir kadın seyahat ederken dikkat etmeli listesine giriyor. Bogota‘ da bana söylenen tek birşey vardı sakın yoldan taksiye binme, kaldığın yerden bu konuda yardım iste idi. Bogota’ da yaşayan Kolombiyalı sevgili arkadaşım İrene’ de bunu her seferinde tekrarladı ve bana gerekli olursa diye taksi telefonları verdi.

    Ekvador ve Bolivya‘ da da taksi konusunda emin olamayınca birinde apartmandaki güvenlik görevlilerinden diğerinde de polisten yardım istedim. Onlarda iyi yaptınız dediler. Neye dikkat ettiklerini tam anlamadım taksileri durdururken ama onlar konuşup gideceğim adresi söylediler ve içeri girene kadar taksinin beni bekleyeceğini ve ne kadar ödeyeceğim hakkında bilgi verdiler. Bu da yetmedi bindiğim taksinin plakasını not ettiler.

    Otobüs ile gece yolculuğunda bunları atlamayın

     Önemli eşyalarınızı üzerinizde bulundurun ve siz uykuya daldığınız anda sizi uyandırmadan alınması mümkün olmayacak şekilde muhafaza edin 🙂

    Birden fazla çantanız varsa kaybolsa üzülmeyeceğiniz herşeyi aynı çantaya koyun. Böylece bagaja verdiğinizide başına birşey gelirse üzülmezsiniz. Fotoğraf makinası, tablet, bilgisayar, şarj aletleri gibi şeyleri yanınıza alacağınız sırt çantasına koyun ve bu çantayı yanınızdan hiç ayırmayın. Yeteri kadar küçük ise sarılıp uyuyabilirsiniz veya sırt çantasının askılarını ayaklarınızın arasına koyup sıkıştırabilirsiniz.

    Peru‘ da tanıştığım bir çift otobüste nasıl soyulduklarını anlattı. Gece uyurken sırt çantaları ayaklarının altında duruyormuş. Arka koltukta oturanlar çantayı onlar farketmeden koltuk altından çekmişler ve içlerindekileri alıp yerine başka ıvır zıvır şeyler ile doldurmuşlar. Onlaar otobüsten indikten bir süre sonra çantadan birşey almaları gerektiğinde bunu fark etmişler. İnerken çanta hale ağır olduğu için akıllarına o anda kontrol etmek gelmemiş.

    Daha gücenli ise 2-3 lira fazla vermekten çekinmeyin.

    Bir yere gece otobüsleri ile seyahat edeceksiniz en ucuz otobüsler ile gitmek için çok çabalamaya gerek yok. En pahalı olanlarına binin demiyorum. İkisinin ortasında güvenli firmaları tercih edebilirsiniz. 20 TL, 50 TL ve 100 TL fiyatlı otobüslerden bazı yerlerde 50 TL olsada tercihim bazılarında 100 TL olabiliyor.

    Otobüs tercihimi biraz yoldaki diğer gezgin arkadaşlarım biraz turist ofisleri birazda kaldığım yerin sahipleri belirliyor. Gideceiği yolun ne kadar güvenli olup olmadığını, bildikleri problemleri soruyorum. Firma önerilerini alıyorum ve otogar a giderek ona göre bilet alıyorum. Peru’ yu kuzeyinden güneyine boydan boya geçerken bindiğim otobüsler ya parmak izi aldı ya da içeri girip hangi koltukta kim oturuyor tek tek video kayıdı yaptılar.

    Her zaman bir B planınız olsun

    Bizler pe kötü senoryaları sevmeyiz ama yola çıkarken en kötü olasılıkları düşünerekte hazırlıklı olmak gerekiyor. Yaptığınız yol plan ve prgramı istediğiniz gibi gitmeye bilir eğer alternatif bir planınız varsa yola devam edebilirsiniz.

    Örneğin, Bolivya geziminde hatlarımı çok güzel çizdiğim bir planım vardı ve 15 gün içinde yapmka istediğim herşeyi yapıp ülkeden çıkacaktım ama ülkede ki protestolar nedeni ile 3-4 gün beklememe rağmen en çok yapmak istediklerimi yapamadım. Yüzümü düşürüp oturdum mu hayır. Gitmeden önce çok fazla alternatif rota planı yapmıştım. Protestoların olmadığı bölgeleri öğrenip Salar De Uyuni ve Dead Road hayallerinden vazgeçip rotamıı Rurranabaque‘ ya çevirdim yeniden Amazonlara doğru… Ne mi oldu? Bir türlü yakından bile göremediğim pembe yunular ile saatlerce yüzme ve oynama şansı buldum. 🙂 Bir hata sonra La Paz’ a geri döndüğümde sadece 3 günüm vardı ve Dead Road’ a gidebildim hatta bir gün bile olsa SAlar De Uyuni’ nin güzelliklerini yapayabildim.

    Kötü birşey olursa direnmeyin!

    Şu ana kadar hırsızlık ile ilgili birşey ile karşılaşmadım ama aklımda olan tek birşey var. Eğer birgün bir yerlerde birisi ve birileri sıkıştırıp soygun yapmak isterse direnmenin anlamı yok. Ne istiyorlarsa alabilirler yeterki darp gibi birşeyler yaşamayım. Yolda bu tarz şeyleri yaşayan kişiler ile tanıştım. Ve bana söyledikleri cüzdanını ve çantanı istiyorlar oldu. Hiç tartışmaya girmeden verdim ve gittiler dediler.

    11 Nisan’da Şili’ de yaşadığım kapkaç denemesini hala saymıyorum. Çünkü birşeyi kaptırmadım 🙂

  • Seyahat Bavullarını Küçültüp Rahat Etmeye Var mısınız?

    Seyahat Bavullarını Küçültüp Rahat Etmeye Var mısınız?

    Tatile çıkmak düzenli bir iş hayatım varken beni en mutlu eden şeydi.  Tatil çantamı hazırlarken düşünmeden elime ne geçerse alırdım yanıma. Ne zaman ne giyeceğim belli olmaz diye. Eğer kampa gitmiyorsam üç günlük seyahat için bile seyahat bavulum küçülmezdi. Her seferinde valizi bagaja vermek için ve uçaktan indiğinde valizi almak için sıra beklemek beni bunaltmaya başladı ve yavaştan tatil valizim küçülmeye başladı. Birde yanıma aldığım kıyafetleri kaladığımda minicik olmaya başladıklarında inanılmaz rahat ettim.

    seyahate giderken yanıma ne almalıyım

    Evet! Tatilde takım elbiselerden kurtulmak canımın istediği herşeyi giymek istiyorum. Öyle olunca seçim yapmakta zorlanıyorum. Ama zamanla gördüm ki bazı kıyafetleri sadece taşıyorum, giymiyorum. Bazen getirdim bari giyeyim diyorum. Bunları yaşadıkça da seyahat çantam yavaş yavaş küçültmeye başladım.

    Bugün yollarda sırt çantalı bir kadın gezgin olarak oradan oraya geziyorum. En fazla 12 kilo alabilen bir çantanın içine dört mevsim kıyafeti sığdırmaya çalışıp yola çıkıyorum. Gezilerimde sadece şort, tişört veya kot pantolon ile gezmiyorum tabii ki. Yollarda daha önce karşılaştığım tanıştığım arkadaşlarımın ülkelerini ziyaret ettiğimde onlarda kalabiliyorum. Aile ziyaretlerine gidebildiğimiz gibi gece dışarıda çıkabiliyoruz. Durum böyle olunca az eşya çok fonksiyonlu olmalı diyorum ve tatil- seyahat çantası hazırlamaya başlıyorum 🙂

    sırt çantası nasıl hazırlanır

    Buradaki alacaklar listesi en az iki aylık gezi için hazırladığım tatil çantası.

    Ayakkabı Seçimi

    Her yere ayrı ayakkabı kuralını sırt çantası olunca kısıtlıyorum. Tırmanış ve büyük yürüyüşler için daha az yer kaplamaları için ayağıma geçiriyorum. Yanımda her daim bir spor ayakkabı bulunuyor. Otelde, sokakta veya kumsalda giyeceğim ortak bir terlik olmazsa olmazlardan. Ve düz bir siyah ayakkabı. Hem gün üçünde yürüyebileceğim hemde gece rahatlıkla giyebileceğim. Çünkü hala gittiğiniz bir şehirde girmek istediğiniz bir restoran ya da eğlence yerleri bot, terlik veya spor ayakkabı ile giriş yapmanıza izin vermiyor 🙁

    gezgin seçimiTabii ki ayakkabıların çok az yer kaplaması önemli o nedenle hem rahat hemde katlanabilen ayakkabıları tercih edebilirsiniz.

    seyahat çanası hazirlama

    Pantolon Seçimi

    Yanıma çok fazla kot pantolon almayı tercih edenlerden değilim onun yerine yürüyüş pantolonu ya da şortu tercih ediyorum hem daha az yer kaplıyorlar hemde yıkanmaları ve kurumaları kolay oluyor. Sürekli dağ bayır dolaşınca tercihim ister istemez siyahtan yana 🙂

    tail çantamda ne var

    Mont Seçimi

    Kara kışa gidiyorsam yapacak bir şey yok kocaman kış montumu yanımda taşıyorum. Onuda genelde polar içlik ve yağmurluk şeklinde olandan tercih ediyorum ki duruma göre içini ya da dışını ayrı ayrı giyme şansım olsun diye.  Yakın zamanda yapacağım Güney Amerika gezisinde -20 derece ile 30 derece arasında her sıcaklığı göreceğim için hem kar için hemde gündelik kullanım için montlarım yanımda olacak.

    Size tavsiyem seyahat için mont seçimi yaparken sizi 3 mevsim de idare edebilecek birşeyler bakın. Bazen güneş o kadar kavurucu olabilir ki korunmak içinde birşeyler giymek isteyebiliriz. Benim kullandığım mont 15 ile 32 derece arası beni idare edebiliyor. Giyip giymeyeceğimi bilmesem de hep yanıma alamıyorum. Çünkü işlevi büyük kendi küçük.

    sırt çantamde ne var

    Kıyafet Seçimi

    En çok sevdiğim şeydir elbise giymek. Nerede olursam olayım vazgeçilmez onlardan. Hem kullanışlı hem az yer kaplıyor.

    Bir çok elbiseyi neredeyse her mevsim giyebildiğimize göre tek renk elbiseleri yanımıza alıp sabah kumsalda, öğlen şehri gezerken akşam da yemeğe giderken neden giymeyelim ki! Bir şal, bir kemer veya bir kazak her zaman farklı kombinasyonlarda bir elbiseyi kullanmaya olanak sağlar.

    tatil için kıyafet seçimi

    Şort ve tişört konusunda abartmaya gerek yok. Zaten 3 aylık bir yolculuk için dolabımı alıp gitmem gerekir sanırım. Genelde bir hafta gibi düşünerek bir etek, iki şort, iki elbise ve beş tişört giriyor sırt çantama. Gerekirse yıkıyor ya da yoldan alıyorum. Bazen gittiğiniz yerlerde öyle uygun şeyler buluyorsunuz kullan at sizi hiç üzmüyor.

    Ya Üşürsem İçin Seçim

    Kazaklar çok fazla yer kapladığı için çok fazla almıyorum yanıma. Ama en az üç mevsim göreceğim bir gezi ise bir hırka, iki kazak ve ince bir polar benimle oluyor her zaman. Kazak ve polar için renk seçimini biraz elbiselerin renkleri belirliyor tabi 🙂

    Mayo, iç çamaşırı ve çorapları dışarıda bırakırsak iki aylık gezi için kaç parça eşya aldık? Sırt çantası içine 17 parça kıyafet ve 3 adet ayakkabı (terlik) girmiş oldu.

    İngiltere’ de yapılan bir araştırmaya göre bir haftalık tatile kadınlar 28 çeşit kıyafetle gidiyor. Şimdi yaptığımız hesaba baktığımda çorap ve çamaşırları da ekleyince 28 kıyafet yapıyor. Demek ki bir haftalık tatil ya da iki aylık tatil aslında fark etmiyor, 28 kıyafet ile tatile gidiyoruz 🙂

    2000 kadının katıldığı anket sonuçlarında ki bir diğer şey, yurt dışı seyahatlerimizde bavul sınırını aştığımız ve her 20 kadından birinin sırf bavuluna koyduğu için sürekli kıyafet değiştirmesi. Neyse ki ben artık bunları yapmıyorum 🙂

    Valizinizi, sırt çantasını hazırlamanın püf noktalarından birisi, kıyafetlerinizin daha az yer kaplaması için katlamak yerine rulo yapabilirsiniz. Ayakkabı seçimlerinde katlanabilen rahat ayakkabılar seçebilirsiniz.

    sırt çantası hazırlamanın püf noktaları

    Yanınıza alacağınız tatil bakım çantasının içine orjinal boyutunda kremlerinizi koymak yerine minik seyahat şişeleri alarak onların içini doldurabilirsiniz.

    tatil bakım çantası

  • Sırt Çantası İle Yola Çıkmak Bakım Çantasından Vazgeçmek Değildir!

    Sırt Çantası İle Yola Çıkmak Bakım Çantasından Vazgeçmek Değildir!

    Her kadın bakımlı olmayı sever. Ve bakım evde, yolda, sokakta, tatilde… Her yerde bakımlı olmayı gerektirir. Bu makyaj malzemelerinden vazgeçmemek, her detay için ayrı bir krem kullanmayı gerektirmez diye düşünüyorum.  Kendi adıma şunu söyleyebilirim toza toprağa fazla maruz kaldığım için, güneş ışınlarından korunmadığım için, cildimi arada şımartmadığım için ilerleyen yaşlarda dönüşü olmayan sıkıntılar yaşamak istemiyorum. Bu nedenle, küçük bir sırt çantası ile yola çıkıyor olmam bir kadın olarak bakımdan vazgeçmem anlamına gelmiyor. Ama bu koca bir bakım çantasını sırt çantasına girdirmeye çalışma anlamınada gelmiyor 🙂

    Tek başına kadın gezgin

    Seyahat bakım çantamda neler var? Yola çıkarken nelerden vazgeçiyorum?

    Kremleri teke indiriyorum.

    Güzellik ve bakım malzemeleri satan mağazaya girdiğimde topuk kremi, ayak kremi, el kremi, dirsek kremi, vücut kremi… diye uzanan bir sürü farklı krem var. Evdeyken her birini alıp ayrı ayrı kullanmak güzel oluyor tabii ama onu çantaya yerleştirmek öyle kolay olmuyor 🙂

    Soğukta çatlayan, sıcakta kuruyan çok kuru bir cildim olduğunu biliyorum ve hepsi için küçük bir krem alıyorum yolda bittiğinde  her hangi bir eczane veya güzellik mağazası imdadınıza yetişiyor. Bildiğiniz bir marka bulmanız her daim mümkün.

    seyahat bakım setiGüneş ışınlarına dikkat ediyorum.

    Yüz ve vücut için güneş kremleri ayrı biliyorum ama ikisini taşımak yerine yüz için kullanacağım güçlü bir kremi daha büyük almak gerekirse vücut içinde kullanmayı tercih edenlerdenim. Ve ne olursa olsun çok fazla güneş altında kalmamaya özen gösteriyorum. Yanıma aldığım fondötende bile güneş koruyucusu olması şart 🙂

    Saç bakımını atlayamam.

    Uzun seyahatlerin en zorlusu bakım çantasını saçlara göre ayarlayamamak. Sürekli şampuan değiştirmek, her an saçını yıkayamamak ve sürekli toplamak… Avuç avuç dökülen saçlarım için ağladığım zamanları biliyorum. O yüzden tüm dünyada bilinen markaları tercih edip aynı şampuan ve saç kremi ile yola devam edebiliyorum. Arada kendimi şımartıp bir bakım maskesi almayı da ihmal etmiyorum uzun dağ yolculuklarından sonra 🙂tatil güzellik çantası

    Makyaj yapmıyor muyum?

    Evet çok fazla makyaj tercih etmiyorum ama bu seyahat bakım çantamda hiç makyaj malzemesi yok anlamına gelmiyor 🙂 Çünkü gittiğin herhangi bir yerde bir şekilde lazım olabiliyor.  Zaten dudaklar kuruyup çatlıyor diyor yanımda her daim birşey oluyor. Ama fondöten, rimel ve kalem vazgeçilmezlerimden. Allık almıyorum çünkü yanakları sıktın mı gerek kalmıyor doğal pembe oluyorlar.seyahat bakim çantası

    Her daim temiz bir cilt istiyorum.

    Bana öğretilen bir şeyi unutmuyorum; burnunu ve ağzını kapattığında ne olur? Cildin canlı olduğuna göre o her gün temizlemeyip nefes almasını sağlamazsan ne olur?

    Kampa gittiğimde bazen su ile fazla haşır neşir olamıyorum belki ama tüm gün hava ile temas eden yüzümü, elimi ve kolumu temizlemeden de uykuya dalamıyorum. Çünkü annemin o sözleri aklıma geliyor. Bu nedenle her daim yanımda gezdirdiğim ıslak mendiller yardıma yetişiyor.

    Minik ama önemli detaylar atlamak olmaz.

    Günlük kullanım için yanıma minik bir yüz kremi aldığım gibi arada derin temizlik içinde küçük birşey almaktan vazgeçemedim.  Onların hemen yanı başını cep parfümü gibi detaylar alıyor.

    seyahat bakım çantası

    Seyahat bakım çantası için atlamamak gereken diğer birşeyi, belki neden hala yazmadın diyeceksin. Şimdi sırası geldi. Diş fırçacı, macun, cımbız, törpü…baş köşede yerini alıyor her zaman 🙂

    seyahat bakım çantası

    Günün sonunda bir kadın gezgin olarak sırtçantası ile yola çıkıyor olabilirim ama bakım çantam sırt çantamın en üstünde her daim yer alıyor. Çünkü o çanta güzel görünmek ya da bakımlı olmak için değil, cildimi zararlı her şeyden korumak ve ileride oluşabilecek cilt problemlerimi önleyebilmek için…

    Evde kullandığınız kremlere, makyaj malzemelerine bir bakın. Hangilerini çok fazla kullanıyorsunuz? Hangilerinden vazgeçebilirsiniz? Hangileri bir süre kullanmadığınızda sizi üzmez? Onları ayırdıktan sonra koca koca şeyleri uçağa sokamayacağınıza göre seyahat şişelerinden alabilirsiniz. Bugün birçok yerde bulacağınız bu şişelere ihtiyacınız kadarını koyduğunuzda seyahat bakım çantanız bayağı küçülmüş olacak 🙂

    tatil bakım çantası

    Bu durumda yoldaki kadınlar her daim bakımlı olabilir…