Bir Kadın Gezginin Maceraları

Kategori: Özgün Yazılar

Gezgin nasıl oldum? Gezgin olmak, tatile çıkarken yapılması gerekenler. Bir gezginin çantası, yolculuğu, notları, yaptıkları…aklınıza gelecek herşey

  • Motosikletle Dünya Turu’ nda | Meme Kanseri Molası

    Motosikletle Dünya Turu’ nda | Meme Kanseri Molası

    2016 yılında motosikletle dünya turuna çıkarken her türlü koşulda yaşamayı öğreneceğimi, tüm yol koşullarının motosiklet sürmeyi öğreteceğinden, zaman zaman koşullar nedeni ile hastalıklar ile boğuşacağımdan haberim vardı; tek bilmediğim gezisinin tam orta yerine, meme kanseri teşhisinin düşeceği ve bu nedenle geziye bir süre mola vermemiz gerektiğiydi.

    Hayalleri fazla rafa kaldırmamak lazım…

    tek başına kadın gezgin

    En büyük hayalim motosikletle dünya turu yapabilmek, özgürce dolaşmak, dünyayı kendi gözlerim ile keşfetmek, kendimi daha iyi tanıyabilmek ve birazda olsa hayatın anlamını bulmaya çalışmaktı. ( Neden motosiklet yolda olmak derseniz o başlı başına bir konu.) Ama nedense hep planları erteleyip duruyordum. Belki işimi daha doğrusu kariyerimi kaybetme korkusu, belki konfor olanımı terk ettiğimde tam olarak ne olacağını bilmemenin korkusu…. Fakat annemin hiç beklenmeyen haberi acıda olsa bir gerçeği hatırlatmıştı; Hayat kısa, yarın ne olacağı belli değil!

    dünyanın en ilginç yerleri
    Dünyanın sonundaki salıncak ve özgürlük

    Yazdım istifa mektubumu, çıkarttım beyaz yakımı koydum kenara, satabileceğim ne varsa sattım, babam ile vedalaşıp düştüm yollara. Hala kıtadan kıtaya motosiklet sürmeye cesaret edemiyordum. Afrika’ yı boydan boya motosiklet ile geçmek etrafında bir tur atmak istiyordum da acemi bir motorcu ne kadar nereye gidebilirdi ki? Bu nedenle, minik bir sırt çantası ile başladım dünya turuna, ilk olarak attım kendini Latin Amerika kıtasının içine. (Avrupa’ yı çalışırken parça parça çok gezmiştim) Ardından Asya kıtasının derinliklerine dalmıştım bile can yoldaşım, hayat ve yol arkadaşım ile göz göze geleceğimi bilmeden. 😉 O andan sonra hayat başka bir yöne doğru gitmeye başlamıştı bile.

    Motosiklet dünya turu başlıyor mu ne? Hayatımızın, Hayellerimizin yolculuğu… 😉

    Greinger Norvec

     One Road One World ile tanışalı daha çok kısa bir zaman olmuştu ama aynı hayalin yolcusuyduk. Dünya turu yapmak, her şeyi kendi gözleriyle keşfetmek onunda yapmak istediği bir şeydi ama hayatında motosiklet sürmemişti, kamp yapmıştı, hele Afrika’ nın derinliklerine dalmayı hiç ama hiç aklına bile getirmemişti çünkü bunlar hayalleri arasında yoktu. 😉

    Ne fark ederdi ki, bir hayalimiz vardı bizi bekleyen, her şeyin üstesinden beraber gelebileceğimize inanıyorduk çok kısa süredir bir birimizi tanıyor olsak ta; en önemlisi bütün bunlar için kendimize güveniyorduk.

    Çok kısa sürede hazırlıkları tamamladık. Ferry işini bıraktı, evine varana kadar neyi var neyi yok sattı. Önce motosikletini sonra ehliyetini aldı ve Temmuz 2016 da tekerlerimiz döndü. Motosikletle Afrika turu her ne kadar yıllardan hayalimi kurduğum şey olsa da o kadar deli cesaretine gerek yok dedik. İki acemi motorcu Afrika’ nın etrafında motosikletle tur atıyor, şaka gibi!

    motosikletle sıfır tecrübeyle dünya turu

    Türkiye’ den tek başına motosikletle çıktım yola Edirne’ den girdim Bulgaristan’ a bir hafta sonra Ferry ile buluştuk.Acemi, sıfır tecrübeli motorcu olunca ilk gezimiz motosiklet ile Avrupa turu olsun diye karar aldık. Çünkü Avrupa yapılabilecek en kolay rotalardan birisi. Yollar o kadar zorlu değil (eğer kendini çok fazla dağ yollarına vurmak istemiyorsan), her şeyi her an bulma şansın var, bir çok ülkede her yerde kamp yapmak serbest…. 4 ay Avrupa’ da dolaşıp North Cape e gittikten sonra dedik ki; ‘Biz olduk artık, Afrika kıtasına motorları döndürebiliriz.’ Ve ardından hayal bile edemeyeceğimiz dolu dolu 20 aylık motosikletle Afrika turunu yapmayı başardık. Tabi Cape2Cape demeyi de ihmal etmedik. 😉

    Tatlı Gezgin motosikletle dünya turu

    Avrupa kıtasında 21 ülke 15.000 km, Afrika kıtasında 34 ülke 55.000 km bitmişti. Mısır’ dan politik nedenlerden dolayı vize alamamıştık. Bizde Sudan’ dan motorlar ile uçtuk Türkiye’ ye. Bir süre aile ziyareti sonrasında Türkiye gezisi ve ardından Balkanlar’ a geçip motosikletleri Amerika’ ya gönderiyorduk. Az çok rota belliydi, zaman belliydi. Ama benimle beraber seyahat eden içimdeki kaçak yolcudan da, bize yapacağı sürprizden de haberimiz yoktu. ;(

    Meme Kanseri Sürprizi – Kaçak yolcu çok fenaymışsın sen!

    Meme kanserine yakalandım

    Ailemden alabileceğim genetik hastalıklara da, macera ve keşfetmek için gittiğim bölgelerdeki bulaşıcı hastalıklardan dolayı başıma geleceklere de kendimi hazırlamıştım, kanser hariç!

    Meme kanseri için söylenen şeyleri elbette biliyordum ama sırt çantası ile dünya turuna başladığım zamanda da, yolculuğa motosikletle devam edip Afrika kıtasında girerken de henüz 40 yaşına gelmemiştim ki mamografi çektireyim, kendi kendine yaptığın kontrollerde bir şey bulmamıştım ki araştırayım, Meme kanseri bulguları ile ilgili gözle görülür bir şey yoktu ki geziyi bırakıp koştur koştur ultrasonlara atlayayım.

    Döndüğümüzde gayet sağlıklıydım o yüzden mamografi az bekleyebilirdi. Ailemle biraz zaman geçirdik ardında Hollanda’ ya gittik Ferry’ nin ailesi ile olalım diye. Dönmemize yakın minicik bir kis farkettim. Bir doktora görünme zamanı geldi galiba diyerek Hollanda dönüşü randevu aldım. Doktorumun ilk izlenimleri de aynı idi, minik bir kis ve ortada korkulacak bir şey yok gibi ama yaşım geldi doktor dedi mamografi zamanı. 😉 Gerisi öyle hızlı gelişti ki film koptu bizde.

    Motosikletle Afrika Turu
    Türkiye’ ye dönmeden hemen önce sağlıklı ben 😉

    Mamografi ardından iki farklı doktordan iki ultrasonun sonucu : malign bulguydu ve ekliyorlardı umarım biz yanılıyoruzdur. Şaka gibi gelmişti bana o an, olabileceğimi düşündüğüm onca hastalık vardı aklımda hiç birisi Meme kanseri teşhisine uymuyordu.

    Göğüs cerrahine yönlendirdiler beni, ardından MR dendi ve biyopsi zamanı geldi. Öyle yarım yarım işleri sevmiyorum pozitif, negatif sonuç yeterli değil bana, bu kaçak yolcu kimmiş, neyin nesiymiş, kimliğini hatta teceresini çıkarttılmalı diyerek yaptırdık biyopsiyi. Tacizleriminizin ardından bir hafta sonra sonuç elimizdeydi. 2 cm küçük, benim kadar pozitif (üçlü pozitif meme kanser, tüm hormon reseptörleri pozitif) ve yarı agresifmiş paşam. Tabi doğal olarak birazda hızlı büyümeye meraklıymış. Sanki büyünce başı göğe erecek yahu…

    Cuma günüydü sonuçlar geldiğinde. Doktoruma ilk söylediğim şey şu olmuştu; o benim bir parçam değil orda barınması mümkün değil, lütfen hemen alalım onu, siz Afrika’larda neler öğrendim bilmiyorsunuz kendi kendimi ameliyat edebilirim ona göre;) Pazartesi günü PET/Ct çekiminin ardından salı günü gözlerimi güzel şeyler düşünerek kapatmıştım bile ameliyat odasında. Bir tümördü alınacak olan ve en fazla bir ay içinde ben yine yolda olacaktım, çünkü tüm sonuçlar temizdi başka bir şey yoktu bedenimde.

    Tatilde meme kanseri

    Ama gözlerimi açtığımda doktorum diyordu ki bu terbiyesiz kaçak yolcu meme de barınmakla yetinmemiş ufaktan keşfe çıkmış içerde, nerelere gidebilirim nasıl yayılabilirim diye. Tüm sonuçlar temiz olmasına rağmen ameliyat sırasında iki tane lenf nodunun da suçlu olduğu ortaya çıkınca doktor koltuk altında ne var ne yok temizlemiş. Bu haberin, başımıza Kemoterapi problemini açacağını biliyorduk Ferry ile ama tüm sonuçları bekleyelim derken lenflerin alınması demenin koluma tüm sevgimi vererek dikkat etmem gerektiğini, kesilmelere ısırmalara falan karşı dikkatli olmamızı, hele ödeme hiç bulaşmamız gerektiği haberi gelince onca acının içinde şunu dedik gülerek; İyi ki Afrika turunu motosikletle bitirdikten sonra bunlar oldu. Kaç tane böcek ısırdı, kaç kere eli kolu kestik hatırlamıyoruz bile. Kimin ne dediğine aldırmadan, ameliyattan 20 gün sonra kıyafetleri giydik atladık motorlarımıza. Belki çok uzak mesafe değildi gittiğimiz ama bambaşka bir mutluluktu o anda motosiklet üzerinde gazı açıyor olmak çünkü hayatımı ve hayallerimi kimse elimden alamamıştı.

    Bu süreçten sonra yaşadıklarımız biraz şanssızlıktı. Hep şanslı olunmuyormuş demek ki. Kemoterapi sürecini kabul ettik çünkü lenf sistemine bir kere giren bir metastaz varsa şansa bırakmamak gerekiyordu. İlk kemoterapi geçti ardından port takıldı, 24 saat geçmeden akciğer pulmoner emboli ve ileri derece enfeksiyon nedeni ile hastanede yatıyordum. Akciğerin birini kaybetmek üzereydik. Hangi ara anjü yapıldı yoğun bakıma yatırıldım tam hatırlamıyorum bile, üç kere sevgili akciğerim sen nefes almasan nasıl olur acaba diye sorgularken yaşam ile ölüm arasında ki o ince çizgiyi de görme şansını elde etmiş oldum.

    Port ameliyatının 30-40 dakikalık basit bir operasyon olduğunu okuruz her yerde ki öyle olduğuna eminin. Her zaman şans benden yana olmuyormuş demek ki diyorum yaşadıklarımız için. Her ameliyat sonrası pıhtı riskinden korkulur, portta damar üzerine takıldığı için bu risk nadirde olsa olabilir. Önemli olan neden oldu, niçin bana oldu sorularını sorup durmak değil. Olan olmuş geri dönemeyeceğine göre önüne bakıp biran önce iyileşmek için kendini motive etmen. Ne olursa gülümseye bilmen ve tüm olumsuzluklara meydan okuyabilmen.

    Aşk, mutluluk ve meme kanseri
    Fotoğraflar için @vegaphotoarts a teşekkürler

    Yaklaşık iki hafta hastanede kaldıktan sonra taburcu edildim bu arada kemoterapi tedavim geciktirildi çünkü akciğerlerdeki pıhtı (pulmoner emboli) ve enfeksiyon daha önemliydi. 8 gün gecikmiş olsa da, daha hafif dozda olsa da 2. Kemoterapiyi sonunda aldım. Tüm ilaçlara artık alma dediler sonunda sadece kan sulandırıcı iğnelerim ile biraz daha beraber olacağız gibi görünüyor. Ve akciğerin toplanması için en az üç ayımız var.

    Bundan sonraki tedavi sürecinden kimse çok emin değil port olmadan. Ne yapalım artık gittiği yere kadar tedaviyi devam sonrasında atlayıp motoruma yola çıkacağım can yoldaşım ile yeniden. Anlayacağınız yeni hayalimiz, biran önce sağlıma kavuşmam ve en sevdiğimiz şeye yollara geri dönebilmek.

    Meme Kanseri Farkındalık Ayı: Ekim

    Meme kanseri tatil ve seyahat

    Ekim ayı meme kanseri farkındalık ayı olduğundan ve taze taze tüm süreçlerini yaşarken sizlerle meme kanseri ile karşılaşmamı ve yaşadıklarımı paylaşmak istedim.  ( Sevgili arkadaşımız fotoğrafçı Aylin Çağlı‘ ya da bize zaman ayırdığı için sonsuz teşekkürler)

    Meme kanseri baktığımız zaman en masum kanserlerden birisi eğer erken fark edilip teşhis konulursa! Düzenli kendi kendinizi muayene etmeyi unutmayın. En ufak bir şüpheniz varsa bir doktor ile muhakkak görüşün. Görüntüde bir şey yoksa sorun yoktur demeyin lütfen. Yaşım 40 ama gayet sağlıklıyım diyerek mamografiyi ihmal etmeyin. Ailenizde meme kanseri varsa daha erken yaşlarda kontroleler başlamanız gerektiğini unutmayın.

    Her 8 kadından birinin dünyada meme kanseri olduğunu hatırlayalım ve lütfen bu konuda bilinçlenelim, bilinçlendirelim.

    Bazen kendime soruyorum motosiklet ile yolda olmasaydım yaşım geldi diyerek, ya da üzerinden bir yıl geçti kontroller geldi diyerekten mamografi çekimine gider miydim açıkçası bilmiyorum. Çünkü elle kontrollerimde bir şey yoktu, gözle görünen de bir şey yoktu ve gayet sağlıklıyım. Yaşadıklarım öyle olmadığını, sağlıklıda olsan meme kanseri sürprizi ile karşılaşılabileceğini gösterdi bana.

    Bugün öylesi sağlıklıyken tümör haberini aldık, görünen bir tanecik derken koltuk altı lenfleri aldırdık. 2 cm. Küçük derken o da bizi ters köşeye yatırdı ve Stage 2 B meme kanseri oldu sonuç. Çok şükür ki hala erken evre kabul ediyor kendisi. O küçük kis çıkmasaydı, biraz daha kontrolleri sağlıklıyım diye erteleseydim belki de dönüşü zor belki de mümkün olmayan bir yola girmiş olacaktık.

    Tek başına kadın motosikletli dünya turu

    Sağlık, mutluluk ve huzur her şeyden daha önemli dostlar… Kendinizi ihmal etmeyin.

  • Sayende Türkçe dersinden de kompozisyondan da nefret ettim, öğretmenim.

    Sayende Türkçe dersinden de kompozisyondan da nefret ettim, öğretmenim.

    Daha önce bahsettiğim sevgili ilkokul ve ortaokulda ki matematik öğretmenim hayatıma inanılmaz güzel değerleri katarlarken onları benden almaya çalışan öğretmenlerim olmadı mı sanıyorsunuz? Oldu tabi ki…

    İlkokul öğretmenim Meliha Şahin ve Ortaokul matematik öğretmenim Uğur Sağlam benim hayatıma yön veren iki harika öğretmendi. Ama ne yazık ki her öğretmen için aynı güzel anıları saklamıyoruz içimizde.  Bize üzücü şeyleri yaşatıp o dersten nefret etmemizi sağlayan hatta ileri yıllardaki hayatımızı negatif etkileyen öğretmenlerde oluyor. Benimde ne yazık ki öyle bir öğretmenim oldu. Ne adını hatırlıyorum ne de yüzünü keşke bende bıraktığı o derin yarayı da hatırlamasaydım.

    Ortaokuldayım. Bahsettim ders başlıktan anlayacağınız gibi, Türkçe. O derse girdiğinde çıt çıkmazdı sınıfta. Öylesi agresifti ki. Kitabın sayfalarını çevirirken bile ses çıkartmaya korkardım. Gürültü olur da avaz avaz bağırır diye. Her Türkçe dersi geldiğinde onun tavır ve davranışları yüzünden dakikaları sayardım zil çalsa da çıksak diye. Ama yine de ödevlerini düzgün yapardım, verdiği kitapları bir çırpıda okurdum, durmadan kompozisyonlar yazardım ta ki ….

    Günlerden bir gün, Türkçe dersi başladı. Öğretmen tahtaya bir şeyler yazıyordu biz deftere geçiriyorduk. Sıralarda üç kişi oturuyorduk. Orta oturan arkadaşım nasıl olduysa kalemini yere düşürdü. Ve bir yanda ki sıra arkadaşımıza ‘Kalemimi verir misin’ dedi. İşte orada film koptu!

    Öğretmen elindeki tebeşiri bıraktı. Sıraların arasında yürümeye başladı. ‘Ben size konuşmayın demedim mi?’ demesine kalmadı yüzüme kocaman bir tokat indi. Ne olduğunu bile anlamamıştım. Yanağımda inanılmaz bir sızlama vardı. Elimle yanağımı tuttum biber gibi yanıyordu. Adamın yüzüne bakamadım bile. Ben konuşmamıştım demeye çalıştım ama o öldüresi gürleyen sesini duydum ‘Hala konuşuyor’. Cümlemi yuttum kafamı önüme eğdim. O an, en utanç verici anı olarak yerini almıştı hayatımda çoktan. Haksızlığa uğramıştım. Suçsuz yere sorgusuz resmen infaz edilmiştim. Koca sınıfın içinde pire kadar küçücük kalmıştım.

    Zil çaldı. Adam sınıftan çıktı. Arkadaşlarım iyi misin diye sordu. Utancımdan cevap bile veremedim. Dersler bitti eve gittim. Ailemle masada yemek yiyorduk. Durmadan konuşan okuldan ondan bundan bahseden ben, ruh gibi oturuyordum masada. Tam bir şey söyleyeceğim kelimeler resmen boğazımda yumruk oluyordu, bir lokma geçmiyordu boğazımdan. Yanağımda hala geçmemiş olan sızlama da cabasıydı. Annem ‘Kızım hasta mısın? Okulda bir şey mi oldu’ sordu. Zar zor hastayım galiba diyerek attım kendimi yatağa. Sabah kadar bir kabustan diğerini koştum durdum.

    Günler geçti ama o tokatın acısı içimden hiç geçmedi. Dersleri o kadar iyi olan ben Türkçe dersinden gümledim. Bütün dersler 8-10, Türkçe 4. Allah’ tan yaşadığım bu olay ikinci döneme denk gelmişti de yıl ortalamasından sınıfta kalmadım. Ama takdirde alamadım.

    Bir daha hiç bir zaman ne Türkçe, ne de ilerleyen zamanlarda Edebiyat ismini dönüşen bu dersim iyi olmadı. Bazen 5 geçer nottu sınavlardan alıyordum dönem içinde, bazense öğretmenler kanaat notu kullanarak 5 yapıyordu notumu çünkü takdirlik bir öğrencinin Türkçe dersi dışında not ortalaması 9 iken sınıfta kalması pek mantıklı gelmiyordu öğretmenlere.

    Çok uzun yıllar o adam sayesinde elime kalem alıp iki satır yazı yazamadım. Zaman zaman okumaktan bile nefret ettim. Sen o attığın tokatı sadece yüzüme atmadım hayatıma attın…

    Senin yüzünden Türkçem bozuldu, yazı yazma sevgim uçtu gitti. O zamanlar daha yeni erginliğe geçiyordum. Beni utançtan yerine dibine batırmıştın. İnandığım, bildiğim bir çok şeyi yaralamıştın. Belki birçok şeyden soğumuştum beni o dönemde ama bugün geriye baktığımda bana attığın o tokat savaşçı ruhumun ortaya çıkmasını sağlamış. Sayende haksızlıklar karşında kendimi savunmayı öğrendim ilerleyen zamanlarda. Senden başka kimse suçsuz yere yargısız infaz edemedi bir daha… Bunun bir teşekkürü hak ediyorsun.

    Son olarak şunu yazmadan edemeyeceğim; Sen olmasaydın belki ünlü bir yazar iyi bir edebiyatçı olacaktım…

  • Hayatımda ne kadar önemli yerin olabilir ki öğretmenim?

    Hayatımda ne kadar önemli yerin olabilir ki öğretmenim?

    İlkokulda 5 yıl boyunca bir tane muhteşem öğretmen tanımıştım bize her şeyi öğreten. Ortaokula geçince bir anda bir sürü öğretmenim oldu ama adını beynime öylesi kazıdığım bir tanesiydi, Uğur Sağlam. İlkokulda yaşadıklarımı okuduysanız bu yazacağıma şaşırmayacaksınız sanırım; Uğur Sağlam, Matematik öğretmenimdi ama matematikten daha öte bir şeydi ondan aldıklarım.

    Ve sınıftayız, dersler başlıyor öğretmenler tek tek derse giriyordu. Kendilerini tanıtıyor ve işleyecekleri konuları anlatıyordu. Bir anca bir dersin gelmesini istiyordum çünkü en çok merak ettiğim matematik öğretmeniydi.

    Zil çaldı. Teneffüs bitti. Sınıflara girdik. Heyecanla derse kim gelecek diye bekliyordum. Kapıdan içeriye bir kadın girdi. Masaya oturdu, yoklama aldı ardından kendini tanıttı. Tahtaya ismini yazarken hangi konuları işleyeceğimizden bahsederken o kadar ciddiydi ki; bir o kadar da kendisinden öylesi emin görünüyordu ki. Evet, karşımda bana ilk kez matematik öğreten o şefkat dolu gözlerle bakıp gülümseyen öğretmen yoktu ama öylesi dimdik güçlü duran birisi vardı ki, çoktan etkilenmiştim bile.

    Dersi anlatırken sayılar ile öylesi güzel oynuyordu ki. Bazen o ders anlatırken dersi dinliyordum, bazense sadece onu seyrediyordum. Neden mi? Sanırım genç kız olma yolunda ilerlerken karşımda böylesi bir kadın öğretmenin duruyor olması çok etkileyiciydi.

    Verdiği ödevlerle bizi bazen araştırma yapmaya zorluyordu bazen de şaşırtmaca soruları ile dikkatimizi ölçüyordu. Onunla beraber matematiğimin temelleri daha bir sağlamlaştı. Ama o zaman üniversite matematik okuyacağımı, öğretmen olabilmek için gerekli ek ders tamamlayarak belgemi alacağımı bilmiyordum tabi. 😉

    Uğur öğretmenimin hayatımda öylesi büyük etkisi var ki… Ergenliğe geçerken açıkçası onun öğretmenim olması, bugün ayaklarımın üzerinde durabilmemde ki en büyük etken oldu.

    Annem güçlü, tuttuğunu koparan, kafasına koyduğunu yapan bir kadındı aynı zamanda inanılmaz merhametli ve şefkatliydi ama günün sonunda ona her baktığımda gördüğüm annem idi. İlkokul öğretmenim annemde ki benzer özellikleri gördüğüm ikinci kadındı. Onda en çok hissettiğim şey şefkat ve sevgiydi. Ortaokulda ki Matematik öğretmenim hayatıma giren üçüncü kadındı. O daha farkıydı çünkü onda gördüğüm şey şefkatten çok dimdik duran, güçlü, akıllı, ne yaptığını çok iyi bilen biri oluşuydu. Ve bugün bile neden olduğunu yorumlayamadığım bir hissi daha aşıladı bana: ÖZGÜRLÜK. Ona baktığımda aklıma gelen şeylerden birisi oluyordu özgürlük…

    Bende böyle olacağım diyordum o yıllarda kendi kendime. Öyle oldum mu bilmiyorum ama ayakları üzerinde tek başına duran, zorluklardan yılmayan özgür bir ruh oldum sanırım.

    Bana o yaşlarda hissettirdiklerin için, matematiği böylesi sevdirdiğin için, bu kadar araştırmacı olmamı sağladığın için, hayatıma belki de farkında olmadan yön verdiğin için ama her şeyden önce böyle bir öğretmen olduğun için ne yazacağımı nasıl teşekkür edeceğimiz bilemedim öğretmenim. Sonsuz teşekkürler….

    Bir öğretmenin onca emekle yaptığını bir diğeri bir tokatla yok edebilir!

  • Tek suçlu İlkokul öğretmenim!

    Tek suçlu İlkokul öğretmenim!

    Eğitim, okul, bir öğretmen hayatımızda ne kadar önemli yer tutuyor olabilir? Geleceğimizin şekillenmesine ne derece yön verebilir? Benim hayatım şekillenmesinde en etkili olanlardan biri ilkokul öğretmenimdi. Onun adı Meliha Şahin’ di.

    5 yaşındaydım. Her sabah arkadaşlarımla sokakta ya da evde oyun oynayan yaramaz bir o kadar da haylaz bir çocuktum. Bir sabah uyandım kimse yok. Tüm arkadaşlarım gitmiş, yalnız kalmıştım. Herkes nerde? Okula gitmiş. Ben niye gitmiyorum? Daha küçükmüşüm.

    Ben anlamam okula gitmek istiyorum. Her gün ağla sızla, mutsuz dolaş dur etrafta. Sonunda annem ve babam beni alıp okula götürdü. Orası kafamda oyun yeriydi. Ailemin aklında da benzer şey vardı; oyun çocuğu sıkılır okulda. İki üç gün gitsin görsün vaz geçer…

    Okulun kapısında içeri girdiğimizde, bana sen burada bekle dediler ve merdivenlerden üst kata çıktılar. Okulun içinde bir sürü kapıların önünde kocaman bir koridorda bekliyorum onları. Birden zil çaldı, kapılar açıldı ve tüm çocuklar dışarıya çıktı. Önümdeki kapıdan bir kadın dışarı çıktı, yüzünde kocaman bir gülümseme ile. Bana baktığında gözlerini gördüğümde nedense yüzümde kocaman gülücükler açtı. Öyle sevgi doluydu ki bakışları… 5 yaşında ona bakarken ne mi düşündüm? Sanki annem bana bakıyor…

    Arkasını dönüp giderken annem, babam ve bir adam (o anda oku müdürü olduğunu bilmiyordum) indi merdivenlerden. O kadın ile konuşmaya başladılar. Ben öylece bakıyor ne oluyor diye anlamaya çalışıyordum. Kadın döndü ve yine aynı güzel gülümsemesiyle yanıma geldi ve dedi ki ‘ Ben senin öğretmenim ben. Adım Meliha Şahin. Ders başlıyor hadi bakalım sınıfa.’

    Annem ve babamın beni bekleme planları vardı hani ilk dakikadan sınıftan kaçarsam diye. Onlara tek değim; ‘Ben küçük çocuk muyum, ağlamıyorum, gidin siz tek kalacağım okulda.’ Nasıl korkabilir, nasıl ağlayabilirim ki? Öğretmenim bana öyle şefkat dolusu gözlerle bakarken, öylesi içten gülümserken…

    Açıkçası ne yapıyorduk derste hatırlamıyorum. Sadece öğretmenimi izliyordum. Bir gün, beş gün, on gün geçti ama ben hala her sabah bir heyecanla okula gidiyordum onu göreceğim diye. Belki teneffüslerde bir sürü yaramazlık yapıyordum ama derste sadece öğretmenimin gözlerinin içine bakıyordum.

    Harfleri, heceleri söktük, yavaş yavaş okuma yazma öğreniyoruz. Öğretmenimiz kartondan elma ağacı getirdi sınıfa. Üzerine kırmızı kartondan küçük elmalar astı. Her birinde tek tek adlarımız yazıyordu. Okuma-yazma öğrendikçe elmalarımızı bize verecekti. Bunu ilk söylediği zamanda küçücük bir çocuktum ama ne hissettiğimi hala dün gibi hatırlıyorum. ‘Öğretmenimin en çalışkan öğrencisi, en sevdiği öğrencilerden birisi olacaktım.’

    Bunları olmayı başardığımı biliyorum ama en yaramaz öğrencilerden birisi listesine de gireceğimi bilmiyordum tabi. 😉 Bunu nereden biliyorsun derseniz; hani arada anne ya da baba okula gelir öğretmen ile sohbet eder, veli toplantıları dışında, o zaman konuşurlarken duymuştum.

    Öğretmenim, benim için öylesi şefkatli öylesi akıllıydı ki. Ne sorsam hep cevap veriyordu her şeyi biliyordu o. Tahtada bir şeyler anlatırken onu dinlemek o kadar hoşuma gidiyordu ki. Her şeyin başında haylazlık düşünen ben, eve gittiğimde ilk işim ödevlerimi yapmak oluyordu. Ertesi günü öğretmenim defterleri kontrol ederken bana beş yıldız verip, gözlerimin içine bakıp aferin dediğinde her halde o dakika da benden daha mutlu birisi yoktu dünyada.

    O yıllarda sınıf öğretmenleri yeterli olmadığı için başka branşlardaki öğretmenleri de sınıf öğretmeni yapabiliyorlardı. Gerçekten öğretmenim ilkokul öğretmeni miydi yoksa bir matematikçi miydi? Bu kısmını hatırlamıyorum ama şu anda ana branşım Matematik dese sanırım hiç şaşırmam.

    Tahtada matematik anlatırken sanki başka bir öğretmen varmış gibiydi sınıfta. O, genelde birçok kişinin sevmediği, matematik dersini anlatmıyor biz çocuklara yeni bir oyun öğretiyordu. Sayıları al, oradan oraya koy, birini al ötekine çarp diğerine böl, üst üste koy bir süre olsunlar, tek tek çıkart küçülüversinler. Ne kadar eğlenceli değil mi? Öğretmenim anlattı hepsini basit bir çocuk oyunuymuş gibi. O yüzden de matematik öğrenmek benim için sadece bir oyundan ibaret oldu tüm okul hayatım boyunca.

    5 yaşında ilk kez sınıfa onunla girerken, o çocuk duygularıma onun için ilk düşündüklerim; şefkat dolu, gözlerinin içi parlayan, yüzünde kocaman harika gülümsemesi olan biriydi. 10 yaşında ilkokuldan mezun olurken onun için hissetlerime bir iki şey daha eklenmişti; çok güçlü, istediği her şeyi başarabilecek bir kadın benim öğretmenim.

    Sevgili öğretmenim Meliha Şahin, ben dünyanın bir yerindeyim ve senin nerede olduğunu bilmiyorum. Böyle bir öğretmen olduğun için sonsuz teşekkür ediyorum.

    Öğretmenim olduğun için bana sevmenin sevilmenin, okumanın öğrenmenin değerini gösterdiğin, paylaşımcı ve merhameti olmayı öğrettiğin için (ki bunları sevgili ailemde bana öğretiyordu ama dışardan birisinin- eğitimin içinde olan birisinin de bunları farklı bir bakış açış ile anlatıyor olması başka bir şey), daha o yaşlarda beni araştırmacı ve meraklı yaptığın, matematiği ve okumayı böylesi sevdirdiğin için önünde saygıyla eliyorum, ellerinden öpüyorum sevgili öğretmenim Meliha Şahin.

    Sevgili ilkokul öğretmenim ardından adını hayatım boyunca unutmayacağım bir başka öğretmenim oldu, Uğur Sağlam.

    Bu iki özel kadın benim üniversite tercihimde de bugün dünyanın bir tarafında keşfetme ve öğrenme arzu ile motosiklet tepesinde oradan oraya tekerlerimi döndürmemde de ailemden sonra en etkili kişi oldular.

    Uğur Sağlam kimdir?

     

  • Avrupa’ dan Afrika Kıtasına Yolculuk Değil Aklımızdaki….Motosiklet İle Dünya Turu!

    Avrupa’ dan Afrika Kıtasına Yolculuk Değil Aklımızdaki….Motosiklet İle Dünya Turu!

    ‘’Hayatında hiç motosiklet sürmediysen, hatta nasıl bir şey olduğunu bile merak etmediysen, Nordkapp’ ta Cape2Cape’ te, Avrupa’ dan Afrika’ ya motosiklet ile yolculukta, sana hiç bir anlam ifade etmiyordur eminim. Peki birisi bir anda hayatına girip tüm anlamları değiştirebilir mi? ’’

    dunyayi-motosikletle-kesfet

     Yıllardır aklımda hayalimde olan şey alıp başımı gitmek ve dünyayı karış karış kendi gözümden keşfetmekti. Sonunda, yaklaşık 3 yıl önce, aldım sırt çantamı düştüm yollara. Nadirde olsa fırsat buldukça çalıştım. Onun dışında dünyayı tanımakla meşguldüm.

     İlk durak Latin Amerika’ ydı. Orta ve Güney Amerika’ da gezmedik yer bırakmadım kendimce.:) Ama zaman zaman gitmek istediğim yerlere ulaşım aracı bulmakta zorlandığımda, sırt çantam ağır geldiğinde ya da çok güzel dağ yolları gördüğümde aklımda gelen hep tek bir şeydi. Neden bir motosikletim yok!

     Motosiklet hayalim nasıl başladı ve bitti daha önce paylaşmıştım ( merak edenler tıklayabilir 🙂 ). Aklımda gezmek için ikinci kıta olarak Afrika vardı. Ama batıdan güneye ordan da doğuya karış karış sırt çantası ile Latin Amerika’ da olduğu gibi rahat gezilecek bir kıtadan bahsetmiyoruz. Durum böyle olunca motosiklet tutkum daha bir tavan yaptı. Araştırmalara başladım. Sevgili kardeşim ile defalarca neyi nasıl yaparım diye konuştuk. Doğu Afrika’ dan başlasam duruma göre devam etsem nasıl olur? İyi de bunu yaparsam motosiklet ile dünya turu yaparım ki… başladı binlerce fikir dolanmaya kafamda. Tabi birde bu kadar şeyi yalnız mı yapacağım? Hayatı, iyi-kötü, güzel-çirkin, macera… ne varsa kimseyle paylaşamayacak mıyım?

     Tam bu sorular kafamdayken her şey olacağına varır diyerek aldım başımı Asya’ ya gittim. Ve Ferry hayatıma dahil oldu. Ona hayallerimden, yapmayı planladıklarımdan ve endişelerimden bahsettim. Bana Afrika’ ya gitmelisin hayalin olan dünya turunu yapmalısın hem de motosiklet ile yapmalısın dediğinde şaka yaptığını düşünmüştüm çünkü yanı başımda duran da hayatında daha önce motosiklete binmemiş olan da O!

     Mayıs (2016) ayında hayatında ilk kez motosiklet üzerine oturduğunda; Debriyaj nerde? Vites nasıl atılır? Motor nasıl çalıştırılır? Gaz verirken nelere dikkat etmeli? diye gösterirken gözünün içine bakıyordum acaba nasıl hissediyor diye 🙂

     8 saatlik motosiklet deneyimizin ardından Hollanda’ ya gidip zorunlu 10 saatlik eğitimini tamamladı ve ben 20 haziranda (2016) motorumu almaya giderken Ferry’ den 3 aşamalı ve zorlu motosiklet sınavlarından sonuncusunu da verdiği haberi geldi. Bu güzel haber yeterli mi sizce ben motosikleti almak için Noter’ e gitmişken? Tabi ki hayır! Honda CRF 250L siparişi verdiğini ve bir hafta içinde teslim alacağını söyledi. Ne tesadüf değil mi bende Honda CRF 250L almıştım zaten 🙂

    motosiklet-surmeyi-ogren

     Haber harika olmasına harika ama birisi ‘’0’’ tecrübeli diğeri 10 yıldır motora binmemiş. Motosiklet ile Afrika nasıl olacak? Afrika’ ya gitmeden önce biraz tecrübe edinmemiz, yolları tanımamız, eksiklerimize bakmamız ve kendi limitlerimizi görmemiz lazım. Bunu en kolay ve hızlı bir şekilde nasıl yapabiliriz? Avrupa’ da gezerek!

    Ben yıllarca zaten Avrupa’ da gezdim durdum, bir daha aynı yerlerden geçmek ve bunun için de para harcamak istemiyorum ama en güzel alternatif bu L O zaman hedefimiz North Cape diğer adı ile Nordkapp olsun. Ne de olsa motosiklet ile yoldayız. Ardından rotada Afrika kıtası doğal olarak Cape Town var. Birçok motosikletçinin hayali CapetoCape (Cape2Cape) rotasını yapabilmek. Hedefimiz bir onda bir basamak daha ve Cape2Cape oldu. 🙂

    motosiklet-ile-nordkapp

     Ferry ile konuşuyoruz çaktırmayalım kimseye önce bir Avrupa yapmayı başaralım. Baktık oldu ardından Afrika’ ya gidiyoruz deriz kendimize. Afrika’ yı geçtik mi? O zaman motosiklet ile dünya turundayız deriz yolumuzu Asya’ ya çeviririz.

     Anlıyacağınız Nordkapp’ da, Cape2Cape’ de bahane biz motosiklet ile dünyayı keşfetmek için tura çıktık!

     Tabi bunu yazıyı yazdığım sıralarda biz, ilk kıtamız Avrupa’ da 135 günde 22 ülke ve 20.000 km yaptık, bitirdik. Şu anda gemideyiz. Afrika yolculuğumuzun başlayacağı ilk ülke Fas’ a gidiyoruz.:)

    motosiklet-ile-dunya-turu

  • Neden Motosiklet ile Yolda Olmak!

    Neden Motosiklet ile Yolda Olmak!

    Merak ettiğiniz sorular nelerdi? 🙂 Motosiklet hayali nasıl başladı? Nasıl motosiklet alıp yollara düştüm? Neden motosiklet ile uzun yollara ara verdim? Neden bugün yeniden motosiklet rotası?

    Motosiklet ile north cape

    ”Top Gun’‘ filmini bilmeyen yoktur sanırım. İşte bu filmiden bir sahne, ki tahmin edersiniz, beni motosiklet ile tanıştırdı. Ardından kaç kere izledim hatırlamıyorum. Tekrar en son 3 önce izledim, itiraf edebilirim. Orada beni öylesi etkileyen  şey neydi bilmiyorum. Motosikletin verdiği özgürlük hissi mi? Yoksa motosiklet ve sürücüsüne aşık olmak mı?  Ne de olsa çok küçüksün hayal dünyası çok farklı o dönemlerde 🙂

    Yıllar geçti belki ama o tutku hiç tükenmedi. Kendimi 2006 yılında motosiklet kursu ile telefonda konuşurken buldum. Kurs bana detayları verdikten sonra aramızda böyle bir konuşma geçti :

    Kurs : ” Merak etmeyin çabuk öğrenir ve ehliyet alırsınız. En önemlisi denge. Hepimiz çocukken bisiklete biniyoruz o yüzden skıntı olmaz.

    Ben : İyi ama ben hayatımda hiç bisiklete binmedim ki!

    Kurs : Pardon anlamadım! Hiç bisiklede binmeden motor sürüp ehliyet mi alacaksınız?

    Ben : Niye olmasın. Denge önemli dediniz. Ben gayet dengeliyim.

    Ve kursa yazıldım. 7-8 saat verdikleri dersin ardından sınava girerek 17 Mart 2006 yılında A2 motosiklet ehliyetimi aldım. Neden tam tarihi yazdım dersiniz? Çünkü ilk motosikletim CBF 250‘ nin trafiğe çıkış tarihi 15 Mart 2006  🙂

    İlk motosikleti sürerken biraz korku olacak:)
    İlk motosikleti sürerken biraz kotku olacak:)

    Daha 250 km yol yapmıştım ve evin önünde dönüp durmaktan sıkılmıştım bile. Ama kimse benimle yol yapmak istemiyordu, ne de olsa acemisin! Internette gezinirken SüperEva‘ yı buldum. Hemen yazdım onlara durumumu anlattım. Hayallerimi söyledim. Bana dönüş yaptıklarında dünyalar benim olmuştu. İzmit’ e gezileri vardı ve birçok rider o gezide olacaktı. Hem güvenli sürüş hem de birebir riderlar ile birebir olabilme şansı, şaka gibi. İnanılmaz keyifli bir yolculuk yaptım SüperEva ile. Tabi benim için öyleydi, sevgili riderlarım ne düşündü bilmiyorum. 🙂 Sonrasında da birçok rotamı onlar nereye ben oraya şeklinde yaptım. SüperEva, o gün bana böylesi destek vermeseydi sanırım bugün Cape2Cape hayalini kuramazdım. Tabi bu yolculuklarda sevgili kardeşimi unutmamak lazım. Çünkü biz aynı kurstan eğitim aldık ve beraber sınava girdik. 🙂 Birçok rotayı beraber yaptık. Ama merak etmeyin! çocukken onun en sevdiği şeyler bisiklet, kaykay, paten…. oldu hep.

    Teşekkürler SüperEva
    Teşekkürler SüperEva

    Türkiye içerisinde yaptığım uzun yollar  ve aldığım eğitimlerden sonra çok daha konforlu F 650 GS’e merhaba dedim. Koltuğu ayrı konforlu sürüşü ayrı. ABS’ de cabası! 🙂 Artık kim tutar seni ver elini Avrupa. Yunanistan ve Bulgaristan sınır kapısı İstanbul’ dan ne kadar uzak ki!  Birde ordaki yolların çok daha güvenli olduğunu düşünürsen…

    Yolda olmayı çok sevdiğim gibi, ”Hayat paylaştıkca güzel” sözünün ne demek istediğini de bir kez daha görmüş oldum. Motosiklet anlamı benim için, yanlız başıma çıktığım özgür yolculuklardan ziyade,  aynı hayalleri ve duyguları olan, hayata aynı şekilde bakan insanlar ile yolları ve özgürlüğü paylaşabilmek oldu.

    Yunanistan

    Zaman içerisinde iş yoğunluklarının artması, sevdiklerim ile yola çıkacak zamanları denk getirememek ya da farklı rotalardan keyif almaya başlamakla beraber uzun mesafler azaldı, kısa mesafeler ise keyif vermemeye başladı. Ve bu tutkuyu biraz rafa kaldırmam gerekti. Sonrasında arkadaşlarımın motorlarını ödünç alarak, imkanım oldukca gezilerde motosiklet kiralayarak gezmeye çalıştım.

    Hawaii' de hangi motosiklet kiralanır? :)
    Hawaii’ de hangi motosiklet kiralanır? 🙂

    2014 yılında, Latin Amerika için yola çıkarken öyle çok istedim ki motosikletim ile yolda olmayı. Ama bilmediğim bir kıta, aylar sürecek bir yolculuk, sürekli söylenen tehlikeli sözleri beni plandan uzaklaştırdı. Ne yapalım diyerek aldım sırt çantamı alarak düştüm yollara 🙂

    Hayat paylaştıkca güzel dediğime göre tahmin edersiniz ki yola yanlız çıkıyor olsam bile hep yol arkadaşlarım oldu. Öyle güzel şeyler paylaştık ki beraber. Bugün bile birçoğu ile sürekli mesajlaşıyorum ve konuşuyorum.

    Endonezya Tana Toraja' da motosiklet sürmek ayrı bir keyif
    Endonezya Tana Toraja’ da motosiklet sürmek ayrı bir keyif

    Ama en son Endonezya’ da motosiklet kiralayarak doğanın güzellikleri arasında gezmeye başladığımda, içimde bastırdığım bu tutkunun ne kadar büyümüş olduğunu gördüm. Dışarı çıkmayı bekleyen kocaman bir canavar gibi!  Kaza yapmış, kaburgalarımı çatlaşmış olmama rağmen içimdeki ses durmadan ” motosikletle yolda olacağım” isyan etmeye başladı. İyi ama yanlız yolda olmak istemiyorum ben, bu böyle olmaz şu şöyle olmaz diye içimdeki bu haykırışı bastırmaya çalışmış olsamda  bugün yollara düşüyorum. Hem de 5.000-10.000 kilometrelik bir yol değil planladığım. İstanbul’ dan yola çıkarak en kuzeye Nort Cape e çıkıp ardından Afrika kıtasına güneye  Cape Town’ a gitmek hayalleri ile!

    Hani delidir ne yapsa yeridir misali!

    Peru Paracas Parkı
    Peru Paracas Parkı

     

  • Sen mi? Ben mi? O mu? En Çok Kim Biliyor?

    Sen mi? Ben mi? O mu? En Çok Kim Biliyor?

    Bizim için evrensel bir soru gibi bu; Çok gezen mi bilir? Çok okuyan mı bilir? Araştırdığımız zaman da bu soruya tek cevap yok, göreceli kavram gibi 🙂

    Okul yıllarında ne çok şey öğreniriz değil mi? Üniversite bitip iş hayatına girdiğimizde de genelde hep aynı şeyi söyleriz: ‘Bu işin teorisi ve uygulaması çok farklı’. Genelde teorik çok şey öğrenir uygulamaya geçtiğimizde de bazı şeyleri daha iyi anlar ve kavrarız. Teori yetmez pratikte lazımdır o zaman.

    Bir matematikçi olarak muhtemelen türevi okumadan sokaklarda öğrenemezdim. O zaman okuyan bilir deyip çıkabilir miyiz? Birisi buraya gitmiş orda gördükleri ile okuduklarımız ne kadar farklı. Gezen biliyor gerçekten deyip bu soruya cevap vermiş mi oluruz?

    Cevabı bana göre kolay, çok okuyanda çok gezende değil gezgin olan bilir 🙂 Bir tarih profesörü kadar tarih bilmez, bir arkeoloji uzmanı kadar arkeolog değildir, Kuantum fiziği ile ilgili yorum yapmakta zorlanabilir, astorolojiyi çözemeyebilir, hatta ünlü bir matemetikçi olmayabilir. Bir yazar kadar sürekliyici yazlar yazamaz belki ama bu bahsettiklerimiz çok spesifik başlıklar.

    Neden gezgin olan bilir mi dedim? Bugün dünyada ki birçok gezginin hayatlarını baktığımızda neredeyse hepsi üniversite yollarından geçmiş. Yetmemiş bir konuda uzmanlık yapmışlar.  Sadece kendi dallarında okumak ile kalmamışlar. Merak ettikleri her konu hakkında sürekli okumuşlar. Her başlık başka bir soruyu getirdiğinde en iyi araştırmacılardan biri olmuşlar kendileri için. Ama bu kadarla kalmamış yola çıkmışlar. Yaşadıklarını, gördüklerini paylaşmışlar.

    Gezgin, okumayı sever, çok okur, bilgi edinir, sürekli araştırır. Öğrenmeyi sever. Sadece bunlarla yetinmez birçok şeyin pratikte uygulamasını yapmaya çalışır. İçindeki merak, tanıma, öğrenme ve anlama duyguları ile yola çıkar. Yerinde görürür ve yaşar. En önemlisi, hiç durmadan paylaşır. Çünkü öğrenmenin ve paylaşmanın güzelliğinin herşeyin ötesinde olduğunun farkındadır.

    Aslında kısaca, tek başına okumakta araştırmakta yetmez.  Bazı konular için pratikte nasıl çalıştığını bilmek ne kadar önemli ise, bazı konular içinde görmek, yaşamak ve anlayarak öğrenmekte o kadar önemlidir. Ve tabii ki paylaşmak. Bilgi; okudukça, öğrendikçe ve paylaştıkça artar. O zaman birçok konu, başlık için gezgin olan bilir dersek yanlış birşey söylemiş olur muyuz sizce?

  • Kime Gezgin Denir?

    Kime Gezgin Denir?

    Son zamanlarda ne çok duyuyoruz ‘gezgin’ veya ‘seyyah’ kelimesini di mi? Birçok gezginin maceralarını okuyor, resimlerine bakıyoruz. Peki gezgin, seyyah ne demek? Sizce kime gezgin, seyyah denir? Kim gezgin, kim seyyah sizce?

    Bildiğiniz gibi seyyah Arapça kökenli bir kelime ve Türkçe’ deki karşılığı gezgin. Yani aslında bu iki kelimeyi aynı şey için kullanıyoruz 🙂

    Gezginin kelime anlamını hepimiz biliyoruz zaten kelimeye bakınca hemen söyleyeceğimiz birşey. Sözlük anlamı çok gezen kişi. Peki her çok gezen sizce gezgin mi?

    Gezgin Kimdir? Kime Gezgin Denir?

    Yolda yaşadıklarım, öğrendiklerim, hissettiklerim ve diğer gezgin arkadaşlarım ile konuştuğumuz ortak tanımlardan yola çıkarak bildiğim birşey var ki;

    – Aslında hepimizin kullandığı bir cümle ‘Ben …. yılında dünyaya geldim’ Evet! Dünyaya geldim. İçinde bulunduğum dünya nasıl bir yer? diye meraklarına eninde sonunda yenik düşerler 🙂

    – Din, dil, ırk kavramları ile ilgili ayırımları yoktur. Kültürleri ve yaşamları tanımak, öğrenmek isterler.

    -Çok okurlar ve araştırırlar ama gözleri ile görmeden, yaşamadan asla anlam yüklemezler. Çünkü bütünün bir parçası olan görmeyi ve duymayı da isterler.

    – Her gezgin dünyanın ve doğanın iyi bir koruyucusudur. Nesilden nesile bu doğa mucizelerinin, kültür miraslarının akmasını isterler. Onları dünyanın her hangi bir yerinde gönüllü işlerinde çalışırken veya bu konuda sürekli paylaşım yapmaya çalışırken bulursanız sakın şaşırmayın.

    – Gezerken girdikleri hiç bir şehre şöyle bir bakıp çıkmazlar. Evet turistik ve en önemli gezilecek yerler hep listelerindedir.  Ama daha çok sokakların arasında kaybolmayı, halkın içinde olmayı severler. Onların gelenek göreneklerini öğrenmek, günlük yaşamları hakkında bilgi edinmek yolda olmanın en keyifli kısımlarındandır.

    – Her yerde kalabilirler. Bir gün hosteldeyken bir gün hotelde başka bir gün kampta hatta diğer birgün otobüste ya da havalimanında uyurken bulabilirsiniz bir gezgini. Çünkü ceplerindeki parayı son kuruşuna kadar yolda olmak ve yeni yerler görebilmek için harcamaya çalışırlar.

    – Bir yere gitmeden önce bir çok konuda hazırlıklıdırlar. Yanlarında götürecekler şeylerden ülke hakkında genel bilgilere kadar.

    – Evet yola çıkarken bir rotaları vardır ama tüm hatları ile detaylı olmayan. Çünkü bilirler ki rotaları çizip yola çıktıklarında, yerel halktan veya yoldaki  diğer gezginlerden araştırdıklarında bulamadıkları, bilmedikleri başka yerleri duyacaklar. Ve rotalarında her daim eklemeler ve çıkartmalar olacak. Kısacası rotası olan rotasız gezginlerdir.

    – Gezgin olmak bir tutku gibi olur artık. Yeni dinleri, ırkları, kültürleri tanımak, yaşamların içinde kaybolmak en sevdikleri, vazgeçilmez şeylerden biri haline gelir ve genelde hep yolda olmak isterler 🙂

    – Yolda olmak zaman içerisinde birçok yetenekleri de farkında olmadan beraberinde getirip bazı kişiliksel özelliklerin değişimini de iyi yönde sağlar.

    • Daha sakin bir yapıları vardır. Yolda başına birçok şeyin gelebileceğini tahmin eder ve genelde buna hazırlıklı olur. Heran bir iyi ya da kötü bir süpriz ile karşılabilir. Otobüs saatinde kalkmadı, yolda kaldı, kalacak yer bulamadı, yaptığı rezervasyonlar iptal oldu….gibi birçok konuda sinirlenip söylenmek yerine daha sakin kalmayı başarırlar.
    • Daha hızlı ve pratik düşünebilirler. Yolda yaşadıkları, gördükleri ve öğrendikleri sayesinde daha hızlı çözüm üretebilirler.
    • Yolda beklentileri çok yüksek değildir. Görmek istedikleri bir yerin ne kadar okuyup araştırsalarda beklenenden farklı olabileceğini veya kendileri farklı düşünebileceklerini bilirler. Bu nedenle, görmek için gittikleri birşey için hayal kırıklığına uğramak yerine orada farklı ve yeni neler var diye bakarlar.
    • Daha fazla empati kurabilirler.
    • Yabancı bir dilin önemini bilirler ama bu dillerini bilmedikleri bir ülkeye gitmedikleri anlamanına gelmez. Beden dillerini iyi kullanırlar. Yazarak ya da çizerek bir şekilde dertlerini anlatabilirler.
    • Arkadaş canlısı, sosyallerdir. Sadece sokaklarda dolaşmak değil orada yaşayan insanlar ile daha çok konuşmak ve paylaşmak isterler. Kaldıkları yerlerde kendileri gibi yolda olan kişiler ile hemen kaynaşabilirler.
    • Paylaşımcıdırlar. Bilgiye paylaştıkça mutlu olurlar. Öğrendiklerini anlatmak, aktarmak isterler. Kendisi gibi yolda olan kişiler ile yemeğini suyunu, ihtiyaç olabilecek birçok şeyi paylaşırlar.
    • Yardımseverlerdir. Öğrenmenin ve paylaşmanın önemini bildikleri gibi aynı zamanda yardım sever ve duyarlıdırlar.
    • Hayata daha pozitif bakarlar. Genelde onları gülümserken bulursunuz 🙂

    – Peki sizce bir gezgin aynı zamanda gurme olabilir mi? Gurme nedir? Fransız kökenli bu kelime lezzeti keşfetmiş damak tadını bilen kişi demek. Belki bizim bullandığımız anlamda gurme değiller ama her fırsatta yöresel yemekleri yemekten tadlarını öğrenmekten vazgeçmezler. Bu konuda daha meraklı olanlar yemeklerin içinde neler olduğundan nasıl yapıldığına kadar bilgiye sahiptir. Bir ülkenin farklı bölgelerinde aynı yemeklerin tadına bakarlar. Bunun için pahalı restorantlara gitmelerine gerek var mı sizce?

    1,5 yıl önce bu kadar şeyi çok fazla görmeden anlamadan önce ben gezgin miyim? Gezgin olabilir miyim diye sorular sormuştum. Bugün onlara dönüp baktığımda gezgin olmak yolunda ilk adımlara ait olduğunu anlıyorum 🙂 Siz gezgin misiniz? Sorulara bir göz atın isterseniz.