Bir Kadın Gezginin Maceraları

Yazar: tatligezgin

  • Guatemala Hakkında…

    Guatemala Hakkında…

    Guatemala, Orta Amerika’da yer alıyor ve en tehlikeli ülkeler listesinde yer alıyor. Karayip Denizi ve Pasifik Okyanusu arasına sıkışmış  olan bu ülke, konumu nedeniyle korkunç kasırgalarında merkezi halinde.

    Eski Maya uygarlığı,  Guatemala, Honduras, Belize ve Meksika güney kesiminde yaşamışlar. Ama Peten(TIKAL) adı ile anılan bölgede yaşam Guaemala girişinde yer alıyor. Birçok Maya krallığına başkentlik yapmış en büyük Maya kentlerinden.

    DSC_0284

    Flores, Peten Itza gölünde yer alıyor ve en son maya krallığının başkentliğini yapmış şirin bir ada. Ama göl suyunun son 6 senedir yavaş yavaş yükselmesi ile bazı yerler sular altında kalmaya başlamış. Böyle giderse 20 sene sonra adanın büyük bir kısmı sular altında kalabilir.

    Dünyanın en güzel göllerinden  biri olarak anılan Atitan sadece görselliği değil Mayaların kültürleri ve yaşamlarınıda tanımanıza yardımcı oluyor. Görülecek yerler listesinin başında Panajachel, Santiago Atitlan, San Pedro, San Marcos yer alıyor. 4 kasabada birbirinden tamamen farklı yapı ve gelenekeler sergiliyor.

    DSC_0032

    Pacaya Volkanı hala dünyadaki aktif volkanlardan birtanesi ve en son Ocak.2014’de tekrar kendini ufak ufak hatırlattı.

    Livingston, karayip sularında yer alıyor ve zenci nüfusunun yer aldığı tek bölge. Ne yazık ki karayip sularının maviliğini buradan görmek mümkün değil çünkü göl suyu ile karışıyor. Ama pelikanların ve birçok kuşun yuvası halinde.

    Isabel gölü ve kanyon doğal güzelliklerini ve yaşamanı hala koruyor. Denk gelirseniz anıran maymunları görme şansınız var.

    Antigua, ülkenin eski başkenti ve UNESCO dünya mirası listesinde yer alıyor. Hala geleneksel kıyafetleri ve kültürleri görmek mümkün. Renkli mimarisi, şirin yapıları ile tüm güzelliklerini gözler önüne sunuyor.

    Montorrico, pasifik bölgesinde yer alıyor. Denizi çok fazla dalgalı olduğundan yüzme şansınız pek yok. BGidiş ve dönüşlerde sıkıntı yaşamamak için bir gün kalmanız gereken yerler arasında.

    DSC_0250

    Chichicastenango’da pazar ve perşembe günleri kurulan markette çevre köylerden kendi ürünlerini satmak için gelen kişiler ile dolup taşıyor. Meyve sebzeden, horazdan ördeğe, el yapımı kıyafetlerden çantalara bir çok şeyi bulmak mümkün. Pazar günü oradaysanız ayinleri görebilirsiniz.

    Guatemala’ya yolculuk düşünüyorsanız maliyetlere  ve aklınızda bulunması gereken notlara göz atabilirisiniz.

  • Internet’in Olmadığı Anda!

    Internet’in Olmadığı Anda!

    Dünyanın birçok yerinde gezerken hayat ne kadar kolay değil mi? Elimizin altında telefonlar, tabletler…. tabi ki INTERNET.  Gideceğimiz her yeri öncesinde araştırabiliyor, ordayken ihtiyaç duyduğumuz heran istediğimizi bulabiliyor ve her anı paylaşabiliyoruz sevdiklerimizle… Dünyanın her yeri kilometrelerce uzakta olsada bir ‘tık’ kadar yakın bize. Öğrenmek için, konuşmak için, paylaşmak için.

    DSC_0752

    Şöyle bir geriye dönüp bakarsak teknolojinin hayatımıza girdiği zamanların aslında çokta uzak olmadığını görebiliriz.

    • 1923’de televizyon icad oldu ve 1930 da satışı başladı. Türkiye ilk Tv yayını 1968’de başladı.
    • 1981’de cep telefonları yaygınlaşmaya başladı . Türkiye’de 1994’de…
    • 1994’de internet, ‘WWW’ (World Wide WebTim Bernes’in HTML dilini bulup geliştirmesiyle dünyada yaygınlaşmaya başladı. Türkiye’de de bizler son 10 yıldır bilgisayarlardan, telefonlardan aktif olarak kullanıyoruz.

    Hayatımız onlarla beraber daha fazla öğrenmeye açık hala gelmiş olsada biraz daha bireysel yaşamımıza neden oldu diye düşünüyorum. Bir düşünelim, gezerken ne kadar zamanımızı bu teknoloji ürünleri ile geçiriyoruz? Internet olunca herşeye kolayca çözüm bulabiliyor muyuz? Ya olmasalardı ne olurdu?

    Öncelik yola çıkıp, sınırları geçip hayatı keşfetmekse,

    • Hostel’da daha çok zamanı insanlar ile sohbet ederek geçirip daha çok  yeni arkadaşlar edinebilmek,
    • Elimden fotoğraf makinanı düşürmeyip her anı yakalayabilmek ve görebilmek,

    IMG_0504

    •  Küçük bir kafede oturduğunda kahveni yudumlarken veya bir kenardan insanları seyredebilmek… Konuşmalarını duymadığın ya da dillerini anlamadığın kişilere bakarak ne konuştuklarını anlamaya çalışabilmek, 🙂 (beden dillerini keşfetmek çok keyifli olabiliyor.)

    IMG_2586

    • Teknolojiden yardım istemek yerine  heran sözlü iletişimi kullanabilmek,
    • Aynı dili konuşamadığın anda beden dilini kullanarak karşındakine derdini anlatabilmek ve anlayabilmek,
    • Internetin, sözün ve beden dilinin işe yaramadığı o anda yanından ayırmadığın küçük not defterini ve kalemini çıkartarak çizmek ve sana çizdikleri ile yolunu bulmak.

    Internet, ne kadar önemli olsa da iletilişimin ve beden dilinin önemini, kağıt kalemin hayat kurtardığını unutmayalım.

    photo 2

    photo 1

    ****Gittiğiniz yerde kullanılan dilde otelinizin, bölgenin ismini not almak yolunuzu kaybettiğinizde ulaşmak istediğiniz yeri insanlara göstermek işinizi kolaylaştırabilir.

    **** Okuma yazma oranının düşük olduğunu bildiğiniz bir yere giderken onların dilinde aynı bilgileri internet üzerinden sesli sözlüklerden kayıt etmiş olmakta size yardımcı olacaktır.

    photo 3

    Gezmekten Korkmayın, Sınırları geçin! ile ilgili tüm yazıları

  • Beyrut

    Beyrut

    Doğuya yaptığım ilk ziyaret Beyrut (Doğunun Paris’ i) oldu. Avrupa ve Amerika sonrası gittiğinizde doğu ile ilgili -ister istemez ön yargılarınız varsa- sizi gerçekten şaşırtıyor. Küçük bir Avrupa şehri diyebiliyorsunuz. Çok fazla vakti olmayanlar için 3 günlük bir ziyaret ideal olabilir. Özellikle Mayıs sonu ve Haziran Ayı ziyaret için ideal zamanları.

    Bir günü tamamen havuz ve deniz keyfine, bir günü merkezde gezinmeye bir gününüzü de sahil şeridinde geçirebilirsiniz. Yöresel yemekler başarılı. Hemen her yerde deneyebilirsiniz. Rastgele girdiğimiz hemen hemen her restoranda lezzet aynı idi. Ama güzel bir akşam yemeği için herkes gibi Buddha Bar’ ı öneririm. Eğer çok para harcamak istemiyorum diyorsanız sadece bir şeyler içmek için gece 11.00 den sonra da gidebilirsiniz. Yemek bölümü kapandıktan sonra müzik sesi daha çok açılıp, lazer gösterileri yapılıyor.
    Bir şeyler içmek için barlar sokağına gidebilirsiniz. Barlar içinde en çok tercih edilenleri hemen farkedebiliyorsunuz. ‘’The Big’’  kokteyller konusunda çok başarılı ve her gün 18.00 ile 21.00 arasında Happy Hour yapıyor. Bu saatler arasında yolunuz o tarafa düşerse buz gibi keyifli kokteyllerin tadına % 50 daha az ödeyerek bakabilirsiniz. Merkezden sahil yoluna indiğinizde büyük restoranların hemen önündeki marina da olan küçük restoran veya barlardan birine oturabilir ve günün keyfine varabilirsiniz.
    Yollarda çok fazla asker olması başlarda rahatsız etse de sonrasında alışıyorsunuz ve akşam saatlerinde kendinizi güvende hissetmenizi sağlıyor.
    Bilmediğiniz sokaklara dalmak istediğinizde çok fazla asker görüyorsanız yola dalmadan önce girip giremeyeceğinizi sorun mutlaka, sonra arkanızdan bağırdıklarında panik olabiliyorsunuz 🙂
    Sokaklarında gezmek istiyorum derseniz, sokakları kaybolmaya çok müsait. Çünkü harita ile sokaklar çok uyumlu değil. Ama korkmayın bir şekilde yolunuzu yön bulma konusunda sorununuz yoksa bulabiliyorsunuz.
    Otel konusunda eğer sürekli taksi kullanmak istemiyorsanız merkeze (Sahet Al Najmeh) yürüme mesafesinde bir yer bakmaya çalışın. Otel fiyatları hemen hemen aynı seviyelerde. Hamra Caddesi ve çevresi ideal bir konaklama yeri olabilir.
    Eğer kaldığınız odada mutfak varsa bir çok yemeği büyük marketlerden alıp, odanızda yaparak keyifle yiyebilirsiniz.
    Özellikle etleri çok lezzetli. Ve market fiyatları inanılmaz ucuz.
  • Tatile Giderken Yanımda Ne Almalıyım? Hangi Üç Şey!

    Tatile Giderken Yanımda Ne Almalıyım? Hangi Üç Şey!

    Tatil hazırlığında hep bir heyecan vardır. Onu alayım bunu almasamda olur, şurada bunu giyerim burada onu yaparım. Listeler uzar gider, sırt çantası ile tatil hayal olur hatta bavul yetmez, sonra tek tek başlar seçmeler…

    İş hayatına başladıktan sonra ilk tatile çıktığım zamanı hatırlıyorum da tatil köyüne giderken, bavulum  içine sığacağım kadar büyüktü. Şu anda baktığımda içine eşyaları koyduktan sonra hala benide sığdırırdı ama o kadar kıyafet koymuştum ki yer kalmamıştı 🙂  Taşıması evlere şenlikti… Yıllar sonra Londra’ya eğitime giderken bir haftalık tatilde yanıma aldığım aynı bavula nasıl olduysa bir yıllık eşyalarımı sığdırabilmiştim  😀 Gerisini siz düşünün artık….

    Şimdi bakalım neler giriyor çantaya neleri alıyoruz yanımıza;

    DSC_0183

    Pasaport, kredi kartı ve bilet mi? Unutmayın onları siz yanınızda götürmüyorsunuz onları sizi yanında götürüyor. Pasaport sizinle gelmek istemiyorsa yapacak birşey yok sınırdan geçemezsiniz 😉  Bilet olmadan uçağa, otobüse trene alıyorlar mı sizi? Kredi kartı(para) yoksa artık indiğiniz yerde bekler dönüş bileti ile gelirseniz, tabi hemen harçlık çıkarak iş bulamadıysanız  😉

    .

    DSC_0228

    Telefon, fotoğraf makinası ve tablet mi? Bunlarda artık olmazsa olmazlar arasına   girdi değil mi? Ama  el çantasının baş köşelerinde yer aldıklarından sırt çantasına girecekler listesinde değiller tabi… Tablet olmazsa telefonu kullanırım, telefon yoksa kimseyle yazışmadan paylaşım yapmadan durabilirim ya da olmadı hostel da falan bulurum ne olacak ki…. Benim için fotoğraf makinam yoksa beynime kendim için kazıdığım o kareleri çıkartıp çıkartıp bakmak için ölümsüzleştiremem. Duvarlarımda yer alamaz sizlerle paylaşamam.

    DSC_0216

    Ayakkabılarım, elbiselerim ve mayom mu? Ne alıp almayacağımızı zaten gideceğimiz zamana göre hava sıcaklığına bakınca hemen hazırlayabiliyoruz sorun yok… Herzaman rahat yürüyüş ayakkabısı ile yola çıkıp terlik ve belki rahat taşıması kolay yedek bir ayakkabı çantada olmalı. Kıyafete gelince kendinizi dağa bayıra yollara vuruyor veya kumsaldan gelmiyorsanız çokta kıyafete ihtiyacınız yok demektir boşuna yük yapmayın  😀 Sanırım ”Ben gezgin miyim?” yazısı bu konuda size yardımcı olabilir.

     Bu maddeleri dışarda bırakırsak olmazsa olmaz listemde neler  yer alıyor? Birçok arkadaşım ile eminim aynı listeyi paylaşıyoruzdur.

    Bakım çantam da neler var? Erken yaşlanmamak, saçlarımı dökmemek ve hava değişimlerinden pul pul olmamak için minik şişlerde şampuan ve bir iki kremim. Dişleride unutmamak lazım tabi  😀

    Kamp çantam de neler var? Baş feneri, su geçirmez mini el feneri, çok işlevli çakı, çakmak, pil ve asma kilit. Kamp yapmaya gitmiyor olabilirim ama onlar hep benimle.

    İlkyardım, sağlık çantamda neler var? Çok şükür henüz kendim için yaralanmalarda kullanmadım ama herzaman yardıma ihtiyacı olan birileri olabilir veya küçük yaralanmaları sizde yaşayabilirsiniz. İçinde mi var? Bildiğimiz ilkyardım çantası malzemelerine ek;  İrtifa değişikliklerine karşı kulak damlası, göz damlası, benim gibi hava değişikliklerinde ayaklarınız, elleriniz veya dudaklarınız çatlıyormu bilmiyorum ama bu tarz krem hayatımı kurtarıyor. Yöresel yemekleri denedikten sonrası için mide tableti, soğuk algınlığı için sudafed, burkulmalara karşı voltran jel, minik yanıklar için silverdin, çizik veya kesilmelerde oluşacak durumlara karşı antibiyotik merhem.

    DSC_0246_Fotor_Collage

    Ve tabi ki sırt çantamın içinde hazır ve nazır bunların dışında; terlik, birkaç tişört, şort, rahat pantalon, rüzgarlık, polar her daim hazır ve nazır bekliyor. Her tatil dönüşü ilk yaptığım şey, eksilenleri geri yerine koymak, yıkadıktan sonra eşyalarıda tekrar çantaya doldurmak . Ne de olsa gezgin her an yola çıkabilir:-D

                           Sende hazırsan hadi,  YOLA ÇIK! SINIRLARI GEÇ! HAYATI KEŞFET!

  • Yürüyerek Paris…

    Yürüyerek Paris…

    ’36 Saate Paris’ ‘i yürüyerek gezmete devam ediyoruz.Paris

    Bazilikanın içindeki ferah ve aydınlık ortam gerçekten dikkat çekici, görkemini farklılaştıran ve diğerlerinden hemen ayıran bir ayrıntı. Hristiyanlık dünyasında da sınıfsal olaylar yüzünden ayrı bir yeri olan bazilika, her daim kalabalık ve turistik bir yer haline gelmiş durumda. Burada tüm şehri ayaklarınızın altında hissedebiliyorsunuz. Özellikle de çan tepesine çıkarsanız, ki daha sonra çıktığınız basamaklara hiç pişman olmayacaksınız. ’’ Hey! O da ne? ‘’ Eyfel Kulesi karşımızda! O halde Eyfel’ e selam verme zamanı geliyor. Geriye dönerken Montmarte, havanın da hafif kararmaya başlamasıyla daha ışıltılı ve kalabalık bir hale bürünmeye başlıyor. Biz metroya atladığımız gibi Eyfel’ de alıyoruz soluğu ve işte Eyfel Kulesi…

    IMG_5830Birçok tartışmaya sahne olan ama sonunda Paris’ in simgesi olan kule ihtişamlı bir şekilde yükseliyor önümüzde ve şansımıza belli zaman aralıklarıyla yapılan kuledeki ışık gösterisine denk geliyoruz. İnsanların çığlıkları, muhteşem ışık gösterileri ve önümüzde Eyfel… Denklaşörlere deli gibi basılıyor ve güzel kareler yakalanıyor ardı ardına.

    Yola devam etmeliyiz hava karardı artık. Seine Nehri’ nden Opera’ ya doğru devam ederek 3.köprüden karşıya geçiyoruz ve doğru Champ Elysees..

    Güzel restoranların, şık mağazaların olduğu keyifli bir yer. .Bir şeyler yemek ya da alışveriş için doğru nokta. Champ Elysees geçilir ve metroya atlayarak doğru St. Paul’ e.. Ara sokaklarında kaybolmak isteyebileceğiniz bir yer burası. Her sokakta irili ufaklı klasik Fransız restoranları, kısık ışıklar, yığma tuğla duvarlar, şaraplar, yemekler… Kendinizi Fransız gibi hissedeceğiniz bir yer. Her sokakta ayrı bir dükkana kapılıyor ve nerede oturmak istediğinize karar veremiyorsunuz.

    Paris

    Eee oraya kadar gitmişken falafel  yemeden dönülmez. Küçük bir falafel dükkanının Paris’ in ortasında bu kadar isim yapması gerçekten saygı duyulacak bir durum. Elimize alıyoruz falafellerimizi ve dolanıyoruz sokaklarda. Keyif böyle birşey bazen, çokta gerçek aslında. Sonrasında şirin bir barda birkaç kadeh yudumlamayı hak ediyoruz ve arkasından 4-5 saat uyumak için hotelimize doğru yola koyuluyoruz. Ve sabahın ilk ışıklarıyla uyanıp, uçağa kadar kalan az zamanımızı şehrin kalan kısmına ayırıyoruz.

    Klasik durağımız haline gelen ve her seferinde lezzetine hayran kaldığımız küçük kafemizde güzel bir kahvaltı ve doğru Les Halles…

    Alışveriş yapabileceğiniz dükkanlar, alışveriş merkezleri, restoranları, şirin cafeleri olan bir bölge burası. Herkesin kendine uygun birşeyler bulabileceği bir yer. Biz biraz alışveriş yaparken bu sefer enfes croissantlarımızı atıştırıyoruz yol üstünde. Biraz daha dolaşırken bir restorana uğrayıp artık öğle yemeğimizi yiyoruz ve dönüş yolu…

    Yaklaşık 36 saatte koca bir şehir turu; sırtımızda çantalarımız, ayaklarımızda derman kalmamış halde.. En son havaalanında elimizde küçük bir şişe Bordeaux Merlot şarabımızı yudumlayarak vedalaşıyoruz Paris’ le.

    Rüya gibi… Hafızanızda kareler birbirine giriyor ve hepsinden ayrı bir keyif alıyorsunuz.

    İyi geziler…Paris

  • 36 saatte Paris…

    36 saatte Paris…

    ParisO kadar çok parıltılı cümleler kurulur ki hakkında, insan en azından bir gün dahi olsa hayatında Paris’ te nefes almayı her zaman ister. Daha uzun zamanı kim istemez ki..

    Paris’ e kaç kere gittiğimi hatırlıyorum. En son Paris gezimde yine bir arkadaşımın yurt dışına çıkma heyecanına ortak olmak için düştüm yollara. Ama bu kez zamanı kendimize uydurarak gezmemiz gerekiyor çünkü sevgili arkadaşım hem görmeyi çok istiyor hem de işten izin alma şansı yok. 5 günlük bir Paris turunu 1,5 günde tamamlamak gerekiyor.

    ParisHavaalanı, metro istasyonu, arkası arkasına duraklar derken birden Notre Dame Meydanı’ nda bulduk kendimizi. Kalabalıkla birlikte kilisedeki ayine bir göz atıp birkaç kare fotoğrafla süsledik bu anı. Kilisenin arkasında ki parkta da güzel birkaç kare yakalayıp yola devam ettik. Seine Nehri’ni takip ederek ilerlemeye başladık. Bu arada nehrin üzerinden geçen Aşıklar Köprüsü ve asılmış aşk simgeleri olarak duran binlerce kilit inanılmaz görünüyor gerçekten. Biz tam ‘’köprüyü mü fotoğraflasak yoksa aniden gelen atlı askerleri mi?’’ derken doğa bizi beklemedi ve 2 dakika içerisinde sırılsıklam olduk.

    Paris

    Yağmurun dinmesinin Louvre Müzesi’ nin duvarlarının kenarından devam edip müzeye vardık. ‘’Paris sürekligelinecek yer, müze sonra ki uzun tura’’ diyerek sokakları yaşamayı seçtik. Meydandaki şovlar, sokak müzisyenleri her daim karnaval havasına büründürüyor ortalığı. Sadece orada bile birkaç saat geçirilip, müzik dinleyip eğlenilebilinir. Ama bizim yola devam etmemiz lazım, inat ettik bir kere Paris bir günde gezilecek.

    Meydandan geçip Avenue de l’opera‘ya giriyoruz. Bu arada etraftaki küçük şirin Fransız cafeleri görülmeye değer. Birine girip bir şeyler atıştırıyoruz.

    Özellikle de fotoğraf tutkunları gözüyle Paris, her anından farklı bir kare çıkartabileceğiniz bir şehir. Sanki tüm şehir fotoğraflanmak için sizi bekler gibi. Birbiri ardına işlerine koşan insanlar, öğrencilerini gezmeye çıkaran öğretmenler, üstlerinde takım elbiseleri, topuklu ayakkabıları, selede çantalarıyla işlerine bisikletle giden kadınlar ve hepsini çevreleyen şehir mimarisi…

    Biz devam ederek ‘’Hard Rock Cafe’ ye uğrama zamanı geldi’’ diyoruz. Sanırım dünyanın her yerinde Hard Rock Cafe lezzeti hiç değişmiyor ve sunumları da öyle.

    ParisArtık Sacre Coeur’ a tırmanma gücünü buluyoruz kendimizde ve koyuluyoruz yola. Ana caddeler yerini sokaklara, daha dar sokaklara ve sonunda dar merdivenlere bırakıyor. Bu yollardan geçerken etrafımızda gördüğümüz; ressamlar tepesi diye anılan Montmarte (bu bölgenin adı), küçük mahalle barları, cafeleri gerçekten inanılmaz keyifli ve şirin gözüküyorlar. Hepsinde de birer kadeh bir şeyler içmek istiyor insan.

    Ve artık o, şehre bütünüyle kanat germiş şekilde duran Sacre Coeur’ a geliyoruz.

    Devam

  • Kapı Komşumuz Avrupalı!

    Kapı Komşumuz Avrupalı!

    Genelde ilk kez yurt dışına çıkarken ne yapıyoruz? Bir tur veya bilen birilerini arıyoruz. Vize konusunda bir sürü hikayeler dinliyor ve acaba diyebiliyoruz. Ve en önemlisi de uzun tatillerde yurt dışı maliyetli oluyor bir de resmi tatil zamanlarında gitmek istiyorsak yandık işte. Tabii bazen bizim havayolları şirketlerinin yaptıkları kampanyalardan da uygun bir şeyler bulmak mümkün olabiliyor ama sezonda değil. Fırsat sitelerinden bir şey yakalayalım dediğimizde ya şirket biz tatile gitmeden batıyor (ki benim başıma iki kere geldi :) ) ya da yazdıklarının dışında dipnotlara eklenmiş ek ödemeler listesi hiç bitmiyor. Ayrıca tatil aldığımız tur programlarında yazılanlar ile karşımıza çıkanlar birebir denk gelseydi hiç fena olmazdı..

    Peki siz sırt çantanızı alıp yalnız veya arkadaşlarınızla gezenlerden misiniz? Maliyetler biraz daha aşağıda olsun, ülkeleri veya şehirleri gezerken her türlü ulaşım şekline varım, aktarmalıda her yere giderim diyen gezginlerdenseniz yolculuğun ilk durağı kapı komşumuz neden olmasın? Yunanistan-Selanik….

    Metro Turizm her gün iki sefer düzenliyor Atina’ ya kadar ve bilet fiyatları 80-100 TL arasında, yolculuk yaklaşık 7-8 saat(pasaport bekleme süreleri zaman ve tarihlere göre değişebilir).

    Peki vardık Selanik’ e şimdi ne olacak? Bilmiyorum ki ne planladınız?   😉  Sırada İtalya mı var, yoksa İspanya mı? Fas neden olmasın ki? Yok vazgeçtim Fransa’ ya gideceğim. Biraz daha uzak noktaya doğru gideyim oradan yavaş yavaş geri dönerim mi dediniz? Hadi aç haritayı bak bakalım, senin tatilin nereye kadar uzanacak?

    Zaman konusunda sıkıntınız yoksa, gideceğiniz günü önceden biliyorsanız, biletler konusunda şanslısınız demektir. Selanik üzerinden Ryanair veya Vueling çok uygun fiyatlara sizi istediğiniz yerlere götürecektir. Barcelona, Roma gibi şehirlere gitmeniz için sizi memnuniyetle uçaklarına konuk edeceklerdir.  🙂 Ne kadara mı? Fiyatlar 10 Euro’ dan başlıyor. Maliyeti kestirmek için  hotel-hostel fiyatlarını araştırmayı aman unutmayın. Sonra tatil ortasında cebiniz boş kalmasın.

    Ryanar ile uçarken önemli nokta, tek valiz hakkınız var.Ekstra ücret ödemek istemiyorsanız sadece bir el bagajınız olmalı bilgisayar, fotoğraf makinası  kısacası elinizde ne varsa herşeyin bunun içinde olması gerekli. Yani seyahate çıkarken çantanızı ona göre hazırlamanız gerekiyor anlayacağınız (çantanın içinden birkaç parça şeyi üst üste giyerseniz çantada yer açılır merak etmeyin  )….

    Anlayacağınız Selanik ‘e vardığımda benim için gerisi kolay oluyor  Sizinde aklınızda olsun…

    İyi tatiller…..

    *** Yunanistan’ da gezilecek çok yer olduğunu lütfen unutmayın. 2 saatlik araba yolculuğu ile ulaştığımız bu ülkenin pek çok yerinde uygun fiyatlara denizin keyfini çıkartabileceğiniz yerlerini her zaman bulabilirsiniz.

  • Jurassic Park ve Lost Sırada, Hollywood Vadisi….-Oahu-

    Jurassic Park ve Lost Sırada, Hollywood Vadisi….-Oahu-

    3. günün bir diğer durağı  ‘KUALOA RANCH’…. (Oahu adasının tüm detaylarını en baştan okuyabilirsiniz)

    Seyretmekten keyif aldığım birçok filmin karesine girecek olmak biran için o sahneyi yaşamak…. Otobüs ile yolculuk başlıyor yaklaşık 1-1,5 saat sürdüğünü söylediler.Fazla kalabalık olmadığımız için kaptanımız ile konuşup şirinlik yaparsak ekstra duraklar ve fotoğraf karaleri alabileceğimizi sessizce söylediler. Tabi bu fırsatı değerlendirmek için hemen başladım konuşmaya kaptanımız ile oda tabi ki diyince çktık yolculuğa.

    Ohau

    Vadinin manzarası gerçekten görülmeye değer. Hoş burda çekilmiş filmleri izlediyseniz daha önce gelmiş gibi hissediyorsunuz. İlk durak filmlerin çekildiği ve şu anda da afişlerin ve bazı film eşyalarının saklandığı Pearl Harbor Film Stüdyosu. Film karalerini görmek, çekilen filmlerden geride bırakılan afiş ve kullanılan bazı eşyaları görmek dokunmak keyifli olsada bütüne baktığında ne yazık ki hayal kırıklığı… Beklentilerim ile kafamda ki film karelerini uyuşturamadım. Belki de Hollywood’daki Disney’s stüdyosu gezim ardından böyle hissetmiş olabilirim ama eksik eksik eksik….

    IMG_3766IMG_3755Sonrasında otobüs ile geziyorsunuz vadiyi .Kaptanımız aynı zamanda rehberimiz, her film ile ilgili detayları anlatıyor eğlenceli bir şekilde ama hepsi bumu diye soruyorsunuz kendinize çünkü görmek istediğiniz kareler var aklınızda 😕

    Turun ana iki tane durak noktası var. Bir tanesi Peral Horbor Stüdyosu diğeri ise Jurassic Park filminin belirli bölümlerinin çekildiği nokta. Fotoğraf için kısa bir mola veriyorlar. Biz toplamda 8 kişi olduğumuz ve yoğun bir sezon olmadığı için daha esnek olabildik duraklarda.

    DSC_0632Doğa sizi büyülüyor ona söylenecek söz yok ama daha detaylı ve eğlenceli olabilirdi…  Daha çok yerde durulabilirdi… Otobuste etrafa bakarken sadece her 10-15 metre de bir gördüğüm film isim levhaları. Vadinin her metrekaresi sanırım ilerleyen zamanlarda bir filme ait olacak 🙂

    Atraksiyon nerde? Film karelerindeki o  anlar nerede?  sadece tabelaları mı!

    DSC_0638

    Godzilla’nın son bir kaç  ayak izi halaorada duruyor 🙂

    Görülmesi gereken yerler arasında olduğunu düşünüyorum ama Hollowood stüdyolarındaki kareleri bulamayacağınızı unutmadan…..

    Günü Polenezlerin kültür ve geleneklerine yaptığım keyfili bir yolculuk ile noktalıyorum.